Bir otobüste unutulan ve içinde kimlik bilgileri bulunan bir cüzdanı alıp sahiplenme eylemi ile aynı mahallede yaşayan komşusuna ait olduğu bilinen ve başıboş otlayan bir atı ahırına bağlayıp iade etmeme eylemi, suçun vasıflandırılması (TCK m. 160 vs. hırsızlık) açısından hangi ortak hukuki ilkeye göre değerlendirilir? (Yargıtay 13. CD - Karar: 2014/26485)
Her iki eylem de, failin 'eşyanın sahibini bilip bilmediği veya kolayca bilebilecek durumda olup olmadığı' ortak hukuki ilkesine göre değerlendirilir. Bu ilke, TCK m. 160 (Kaybolmuş Eşya Üzerinde Tasarruf) ile hırsızlık suçu arasındaki temel ayrım çizgisini oluşturur. TCK m. 160'ın uygulanabilmesi için failin, eşyanın 'yitirilmiş' bir mal olduğu ve sahibinin kim olduğunun bilinmediği inancıyla hareket etmesi gerekir. Ancak, içinde kimlik bilgileri olan bir cüzdan veya aynı mahallede oturduğu komşusuna ait olduğu bilinen bir at gibi, sahibinin kim olduğu açıkça belli olan veya basit bir araştırma ile öğrenilebilecek bir eşyayı alıp sahiplenmek, artık 'kaybolmuş eşya' üzerinde tasarruf değildir. Bu durumda fail, malı zilyedinin rızası olmaksızın, onun egemenlik alanından çıkarma kastıyla hareket etmektedir ki bu da hırsızlık suçunun (TCK m. 141 vd.) tanımına uyar. Yargıtay 13. Ceza Dairesi'nin 2014/26485 sayılı at hırsızlığı kararında da, sanığın aynı mahallede oturduğu için atın müştekiye ait olduğunu 'bilecek durumda olması' ve sahibini arama çabası göstermemesi, eylemin hırsızlık kastıyla yapıldığını gösteren deliller olarak kabul edilmiş ve TCK m. 160'tan verilen mahkumiyet kararı bozulmuştur. Her iki olayda da kilit nokta, failin zihnindeki 'sahibini bilme' olgusudur. (Kaynak: barandogan.av.tr/.../kaybolmus-veya-hata-sonucu-ele-gecmis-esya-uzerinde-tasarruf-sucu-cezasi.html)