Abdullah Öcalan'ın idam cezasının ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrilmesi sürecinde, ceza normlarının yanı sıra infaz rejimine ilişkin normların da 'lehe kanun' (TCK m. 7) ilkesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği savunulmaktadır. Bu argümanın hukuki temelini ve olası sonuçlarını tartışınız.
Bu argümanın hukuki temeli, TCK m. 7/3'te yer alan 'Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler derhal uygulanır.' ifadesindeki istisnadır. Bu hüküm, koşullu salıverilmeye ilişkin düzenlemelerin, 'derhal uygulama' kuralının dışında olduğunu ve bu konuda 'lehe kanun' ilkesinin geçerli olduğunu gösterir. Yani, failin suç işlediği tarihteki koşullu salıverilme hükümleri, sonradan yürürlüğe giren ve aleyhe olan hükümlerden daha lehe ise, suç tarihindeki kanun uygulanmalıdır. Öcalan'ın suç tarihinde (1999 öncesi), en ağır ceza olan idamın infaz edilmemesi durumunda uygulanan müebbet ağır hapis cezasının infazında, belirli bir süre (örneğin 36 yıl) yattıktan sonra koşullu salıverilme imkanı bulunmaktaydı. Suç tarihinden sonra yürürlüğe giren ve koşullu salıverilmeyi tamamen kaldıran 5275 sayılı Kanun m. 107/16, açıkça aleyhe bir düzenlemedir. Lehe kanun ilkesi katı bir şekilde uygulandığında, Öcalan'ın koşullu salıverilme hakkının, suç tarihinde yürürlükte olan daha lehe hükümlere göre belirlenmesi gerektiği savunulabilir. Bu argüman kabul edilirse, m. 107/16'nın Öcalan'a uygulanamayacağı ve hakkında suç tarihindeki infaz rejimine göre bir koşullu salıverilme süresi (örneğin 36 yıl) hesaplanması gerektiği sonucu ortaya çıkar. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/kosullu-saliverilmesi-yasak-olan-ocalanin-umut-hakki/)