TCK m. 106/3, 'Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir.' hükmünü içermektedir. Bu hükmün hukuki niteliği nedir ve neden kanun koyucu böyle bir 'gerçek içtima' kuralını özel olarak düzenleme ihtiyacı duymuştur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #139337

TCK m. 106/3'teki hüküm, özel bir 'gerçek içtima' kuralıdır. Gerçek içtima, işlenen her suçtan ayrı ayrı ceza verilmesi anlamına gelir. Bu hükmün amacı, tehdidin inandırıcılığını artırmak veya tehdidi pekiştirmek amacıyla işlenen ve araç suç niteliğindeki kasten öldürme, yaralama veya mala zarar verme fiillerinin, tehdit suçu içinde erimesini (tüketilmesini) önlemektir. Normalde, bir suçun işlenmesi için zorunlu olarak işlenen daha hafif suçlar, asıl suçun içinde erir ve faile sadece asıl suçtan ceza verilir (bileşik suç mantığı). Ancak kanun koyucu, tehdit suçunda bu durumu özel olarak engellemek istemiştir. Bunun nedeni, öldürme, yaralama ve mala zarar verme gibi fiillerin, tehdit suçundan bağımsız olarak da ağır birer haksızlık içermesidir. Eğer bu kural olmasaydı, failin örneğin mağduru tehdit etmek için arabasının camını kırması eyleminde, mala zarar verme suçunun tehdit suçunun bir parçası olduğu ve ayrı ceza verilemeyeceği iddia edilebilirdi. TCK m. 106/3, bu tür yorumların önünü keserek, failin hem tehdit suçundan hem de tehdidi gerçekleştirmek için işlediği diğer (öldürme, yaralama, mala zarar verme) suçlardan ayrı ayrı cezalandırılacağını açıkça hükme bağlamıştır. Bu, işlenen haksızlıkların eksiksiz bir şekilde cezalandırılmasını sağlayan bir ceza siyaseti tercihidir. (Kaynak: ayboga.av.tr/tehdit-sucu-ve-cezasi/)