Anayasa Mahkemesi'nin Harun Evren kararında, başvurucunun ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı'nda adı geçen kişilerin dinlenilmesi talebinin reddedilmesi, 'silahların eşitliği' ilkesinin ihlali olarak görülmüştür. Bu bağlamda, 'delil elde etme imkanları açısından taraflar arasında denge' ilkesini açıklayınız. Sanığın kendisinin toplayamayacağı deliller konusunda mahkemenin rolü ne olmalıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #139295

Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının (iddia ve savunma) usule ilişkin haklar bakımından eşit koşullara tabi olmasını gerektirir. Bu ilkenin önemli bir boyutu, delil sunma ve delil elde etme imkanları açısından taraflar arasında bir denge kurulmasıdır. Ceza yargılamasında iddia makamı (savcılık), devletin tüm olanaklarını (kolluk, istihbarat vb.) kullanarak delil toplama gücüne sahiptir. Sanığın ise bu tür imkanları son derece sınırlıdır. Sanığın, savunmasını ispatlamak için ihtiyaç duyduğu bir delil, ancak devlet organları aracılığıyla (mahkeme kararı, savcılık talimatı vb.) elde edilebilecek nitelikte olabilir. AYM'nin Harun Evren kararında ele aldığı durum tam da budur. Başvurucu, ByLock tutanağında adı geçen kişilerin kim olduğunu ve ne ifade vereceklerini kendisi tespit edip mahkemeye getiremez. Bu kişilerin kimliklerinin tespiti ve tanık olarak dinlenmeleri için mahkemenin harekete geçmesi zorunludur. Mahkemenin, sanığın kendisinin toplayamayacağı bu tür delillere ilişkin makul ve ilgili taleplerini karşılaması, silahların eşitliği ilkesinin bir gereğidir. Mahkemenin bu talepleri gerekçesiz olarak reddetmesi, savunma makamını, elindeki delili sunan iddia makamı karşısında çaresiz ve zayıf bir duruma düşürür, bu da adil yargılanma hakkını ihlal eder. Mahkemenin rolü, taraflar arasındaki bu yapısal dengesizliği, savunmanın makul delil taleplerini karşılayarak gidermektir. (Kaynak: www.zulkufarslan.av.tr/silahlarin-esitligi-ve-celismeli-yargilama/)