TCK m. 106/1'in birinci ve ikinci cümleleri arasında düzenlenen tehdit suçunun farklı biçimleri arasında, soruşturma ve kovuşturma usulü (şikayete tabi olup olmama) bakımından ne gibi bir ayrım vardır? Bu ayrımın temelindeki kanuni mantık nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #139259

TCK m. 106/1, tehdit suçunu, yöneldiği hukuki değere göre ikiye ayırmıştır ve bu ayrım soruşturma usulünü doğrudan etkilemektedir. Birinci Cümle (Suçun Temel Şekli): Bir başkasının 'kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle' tehdit edilmesi durumudur. Bu suçun soruşturması ve kovuşturması re'sen (kendiliğinden) yapılır, şikayete tabi değildir. İkinci Cümle (Daha Az Cezayı Gerektiren Nitelikli Hal): Bir başkasının 'malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratılacağından veya sair bir kötülük edileceğinden bahisle' tehdit edilmesi halidir. Bu suçun soruşturulması ve kovuşturulması ise mağdurun şikayetine tabidir. Bu ayrımın temelindeki mantık, korunan hukuki yararın önem derecesidir. Kanun koyucu, kişinin en temel ve vazgeçilmez hakları olan yaşama hakkı, vücut bütünlüğü ve cinsel dokunulmazlığına yönelik tehditleri daha ağır bir tehlike olarak görmüş ve kamu düzenini doğrudan ilgilendirdiği için takibini şikayete bağlamamıştır. Malvarlığına veya diğer (sair) menfaatlere yönelik tehditleri ise daha az ağır kabul etmiş, bu nedenle takibini mağdurun iradesine (şikayetine) bırakarak daha hafif bir yaptırım (seçimlik ceza) öngörmüştür. (Kaynak: ayboga.av.tr/tehdit-sucu-ve-cezasi/)