İlk haksız saldırının kimden geldiğinin belirlenemediği bir durumda, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun meşru savunma (TCK m. 25) hükümlerinin uygulanamayacağı, ancak haksız tahrik (TCK m. 29) hükümlerinin uygulanabileceği yönündeki yaklaşımını 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi açısından kritik bir analize tabi tutunuz.
YCGK'nın 21.09.2021 tarihli kararında, ilk haksız saldırının kimden geldiğinin saptanamaması nedeniyle meşru savunma koşullarının oluşmadığı, ancak aynı gerekçeyle haksız tahrik koşullarının oluştuğu kabul edilmiştir. Bu yaklaşım, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesinin uygulanması açısından eleştiriye açıktır. Meşru savunma, bir hukuka uygunluk nedeni olup fiili suç olmaktan çıkarırken; haksız tahrik, bir kusurluluğu azaltan nedendir ve sadece cezada indirim sağlar. 'Şüpheden sanık yararlanır' ilkesi, ispat edilemeyen her türlü olgusal şüphenin sanık lehine yorumlanmasını gerektirir. Eğer ilk haksız saldırının mağdurdan/maktulden gelmiş olabileceğine dair makul bir şüphe varsa, bu şüphenin sanık lehine yorumlanarak, daha lehe olan meşru savunma hükümlerinin uygulanma olasılığının değerlendirilmesi gerekir. Yargıtay'ın, şüpheyi sadece daha az lehe olan haksız tahrik kurumu lehine yorumlayıp, daha lehe olan meşru savunma kurumunu baştan elemesi, ilkenin dar yorumlanması ve sanık aleyhine bir sonuç doğurması anlamına gelebilir. Doktrindeki eleştirilere göre, haksız saldırının kimden kaynaklandığı konusundaki tereddüt, hem meşru savunma hem de haksız tahrik için sanık lehine değerlendirilmeli ve somut olayın koşullarına göre hangi kurumun uygulanacağı tartışılmalıdır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/ilk-haksiz-hareketin-kimden-geldiginin-belirlenemedigi-durumda-haksiz-tahrik/)