TCK m. 160'da düzenlenen 'Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf' suçu ile 'hırsızlık' suçu (TCK m. 141) arasındaki temel ayrım noktası olan 'zilyetliğin egemenlik alanı' kavramını, Yargıtay'ın lokantada unutulan telefon kararı (Yargıtay 2. CD - K: 2015/13776) üzerinden açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #139231

TCK m. 160'taki suçun oluşabilmesi için eşyanın, malikin zilyetlik ve egemenlik alanından tamamen çıkmış olması gerekir. Hırsızlık suçunda ise fail, malı zilyedinin egemenlik alanından çıkarmaktadır. Aradaki temel fark, eşyanın fail tarafından bulunmadan önce malikin egemenlik alanından çıkıp çıkmadığıdır. Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 2015/13776 sayılı kararında bu ayrım net bir şekilde ortaya konulmuştur. Karara konu olayda, katılan lokantada masanın üzerine koyduğu cep telefonunu unutarak çıkmış, ancak beş dakika içinde geri dönmüştür. Bu kısa süre, eşyanın halen malikin 'zilyetlik alanı' içinde sayılması için yeterli görülmüştür. Malik, telefonunu nerede unuttuğunu sınırlanabilir bir şekilde bilmekte ve geri dönme imkanına sahiptir. Bu nedenle, telefon henüz 'kaybolmuş eşya' statüsüne girmemiştir. Sanığın bu durumda telefonu alması, malikin zilyetliğindeki bir malı egemenlik alanından çıkarmak anlamına geldiğinden, eylem TCK m. 160 değil, TCK m. 141 vd. maddelerinde düzenlenen hırsızlık suçu olarak nitelendirilmiştir. Eğer malik, telefonunu nerede unuttuğunu hiç bilmeseydi ve aradan uzun bir zaman geçseydi, o zaman telefon zilyetlik alanından çıkmış sayılacak ve bulan kişinin sahiplenme kastıyla hareket etmesi TCK m. 160 kapsamına girecekti. (Kaynak: barandogan.av.tr/.../kaybolmus-veya-hata-sonucu-ele-gecmis-esya-uzerinde-tasarruf-sucu-cezasi.html)