765 sayılı mülga TCK döneminde işlenen ve idam cezası öngören bir suçtan (mülga TCK m.125) mahkum olan bir kişinin cezası, daha sonra yapılan yasal değişikliklerle ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrilmiştir. Bu kişinin koşullu salıverilme süresi hesaplanırken, suç tarihindeki lehe kanun mu, yoksa infaz tarihindeki kanun mu esas alınır? Bu durumun 'umut hakkı' ile bağlantısını kurunuz.
Ceza infaz rejimlerinde de 'lehe kanun' ilkesi (TCK m.7) geçerlidir. Kural olarak, koşullu salıverilme süreleri açısından, suçun işlendiği tarihteki kanun ile infaz sırasında yürürlükte olan kanunlar karşılaştırılır ve hükümlünün lehine olan uygulanır. Suç tarihinde yürürlükte olan kanunlara göre, idam cezası ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrildiğinde, bu cezanın infaz süresi genellikle 36 yıl üzerinden hesaplanırdı. Ancak metinde de tartışıldığı gibi, Öcalan örneğinde, idam cezasını kaldıran kanunların aynı zamanda belirli suçlar için koşullu salıverilmeyi tamamen ortadan kaldıran hükümler içermesi, durumu karmaşıklaştırmaktadır. Bu noktada 'umut hakkı' devreye girer. İHAM, hangi kanun uygulanırsa uygulansın, bir mahkumun ömür boyu, serbest kalma umudu olmaksızın cezaevinde tutulmasının AİHS m.3'e aykırı olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla, lehe kanun tartışması ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın, ortaya çıkan infaz rejiminin mahkuma periyodik bir gözden geçirme ve şartlı salıverilme imkanı tanıması, yani 'umut hakkı'nı koruması gerekir. Türkiye'deki mevcut düzenleme (5275 s. K. m.107/16) bu hakkı tanımadığı için İHAM tarafından ihlal kararına konu olmuştur (Kaynak: kosullu-saliverilmesi-yasak-olan-ocalanin-umut-hakki.html).