Terk edilmiş bir atı bularak ahırına bağlayan ve sahibini arama yönünde makul bir çaba göstermeden uzun bir süre elinde tutan kişinin eylemi, TCK m.160 (kaybolmuş eşya) kapsamında mı, yoksa hırsızlık (TCK m.141) kapsamında mı değerlendirilmelidir? Yargıtay'ın, failin 'kastının tespiti' konusunda hangi kriterleri gözettiğini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #139186

Bu eylem, hırsızlık suçu kapsamında değerlendirilmelidir. Metinde yer alan Yargıtay 13. Ceza Dairesi'nin 2014/26485 K. sayılı kararında bu ayrım netleştirilmiştir. Bir hayvanın, özellikle de at gibi değerli bir büyükbaş hayvanın, tamamen 'terk edilmiş' veya 'kaybolmuş' olduğu karinesi zayıftır. Failin, aynı mahallede oturduğu için atın sahibini bilebilecek durumda olması, atı bulduktan sonra sahibini bulmak için makul bir çaba (muhtara bildirme, ilan etme vb.) göstermemesi ve uzun bir süre (olayda 10 gün) ahırında gizlemeye çalışması, failin kastının 'sahiplenme' (hırsızlık) amacına yönelik olduğunu gösterir. Fail, malın sahibini biliyorsa veya basit bir araştırma ile bulabilecek durumdaysa, mal 'kaybolmuş' sayılmaz. Yargıtay, failin kastını, dışa yansıyan davranışları (gizleme, sahibini aramama, uzun süre elinde tutma) ve somut olayın özelliklerini (malın değeri, bulunma şekli, tarafların birbirini tanıma durumu) bir bütün olarak değerlendirerek tespit etmektedir. Bu kriterler hırsızlık kastının varlığına işaret ettiğinden, eylem TCK m.160 değil, hırsızlık suçu olarak nitelendirilir (Kaynak: kaybolmus-veya-hata-sonucu-ele-gecmis-esya-uzerinde-tasarruf-sucu-cezasi.html).