5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 107. maddesinin 16. fıkrası, belirli terör ve devlete karşı suçlardan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olanların koşullu salıverilmeden yararlanamayacağını düzenlemektedir. Bu hükmün, suç tarihi bu düzenlemeden önce olan bir mahkum (örneğin Abdullah Öcalan) hakkında uygulanması 'lehe kanun' (TCK m.7) ilkesine aykırılık teşkil eder mi? İdam cezasının kaldırılıp yerine bu infaz rejiminin getirilmesi bu aykırılığı ortadan kaldırır mı?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #139071

Bu konu hukuken tartışmalıdır. Bir görüşe göre, koşullu salıverilme bir infaz rejimi olduğundan ve infaz rejimlerinde de lehe kanun ilkesi geçerli olduğundan (Anayasa m.38, TCK m.7), suç tarihinden sonra yürürlüğe giren ve koşullu salıverilmeyi tamamen ortadan kaldıran aleyhe bir düzenlemenin geçmişe yürütülmesi bu ilkeye aykırıdır. Diğer bir görüş ise, metinde de zikredildiği gibi, bu değişikliğin idam cezasının kaldırılmasıyla birlikte yapıldığını savunur. 4771 ve 5218 sayılı Kanunlar, bir yandan ölüm cezasını kaldırırken diğer yandan aynı kanunla bu suçlar için koşullu salıverilmesiz bir infaz rejimi getirmiştir. Bu yaklaşıma göre, kanun koyucu bir bütün olarak lehe bir düzenleme (idamın kaldırılması) yapmış, ancak bu lehe düzenlemenin bir parçası olarak koşullu salıverilmeyi kaldırmıştır. Dolayısıyla ortada sonradan yapılan aleyhe bir değişiklik değil, cezanın niteliğini değiştiren bütüncül bir kanuni düzenleme vardır ve bu, idam cezasından her halükarda daha lehedir. Bu nedenle 'lehe kanun' ilkesine bir aykırılık olmadığı ileri sürülebilir. Metin, bu ikinci görüşün kanuni dayanağını daha güçlü bulmaktadır (Kaynak: kosullu-saliverilmesi-yasak-olan-ocalanin-umut-hakki.html).