Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 22.10.2002 ve 21.09.2021 tarihli kararları arasında, ilk haksız hareketin kimden geldiğinin belirlenemediği durumlarda uygulanacak haksız tahrik (TCK m.29) indirim oranına ilişkin bir içtihat farklılığı gözlemlenmektedir. Bu farklılığı ve Yargıtay'ın güncel eğilimini açıklayarak, bu durumun 'hukuki belirlilik' ve hakimin takdir yetkisi ilkeleri açısından yarattığı sorunu tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #139033

Metinde belirtildiği üzere, ilk haksız hareketin kimden geldiğinin saptanamadığı hallerde 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi gereği sanığın haksız tahrik indiriminden faydalanacağı kabul edilmektedir. Ancak indirim oranında farklı yaklaşımlar mevcuttur. YCGK'nin 2002/4-238 E. sayılı kararında, bu durumda haksız tahrikin 'asgari hadden' (en alt orandan) uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Buna karşın, YCGK'nin 2017/180 E. sayılı (2021 tarihli) kararında somut olayın özelliklerine göre 'azami oranda' indirim yapılmıştır. Güncel Yargıtay 1. Ceza Dairesi kararları (örn: 05.03.2024 tarihli, 2023/5621 E. sayılı karar) ise hala 2002 tarihli karara atıf yaparak asgari oranda indirim uygulanmasını onamaktadır. Bu durum, uygulamada yeknesaklığın olmadığını ve hukuki belirlilik ilkesinin zedelendiğini göstermektedir. Sorun, TCK m.29'un hakime tanıdığı takdir yetkisinin, 'ilk haksız hareketin belirsizliği' durumunda nasıl kullanılacağına dair net bir kural olmamasından kaynaklanmaktadır. Bir yanda 'şüphe sanık lehinedir' ilkesinin en geniş şekilde yorumlanarak azami indirim yapılması gerektiği savunulabilirken, diğer yanda tahrikin derecesi net olmadığından asgari bir indirimin yeterli olacağı düşünülebilir. Metindeki kanaat de, her somut olayın kendi koşullarına göre değerlendirilmesi, tahrikin fail üzerindeki etkisine göre 'makul' bir oran belirlenmesi ve asgari/azami şeklinde katı kurallar konulmaması yönündedir (Kaynak: ilk-haksiz-hareketin-kimden-geldiginin-belirlenemedigi-durumda-haksiz-tahrik.html).