Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olan Abdullah Öcalan'ın, cezasının koşullu salıverilme olmaksızın ölünceye kadar infaz edilmesini öngören 5275 sayılı Kanun m.107/16 hükmü, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) tarafından 'umut hakkı' (right to hope) bağlamında nasıl değerlendirilmiştir? İHAM'ın Öcalan (No.2) ve Vinter kararları ışığında 'umut hakkı' kavramını ve Türkiye açısından doğurduğu hukuki yükümlülüğü açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #138972

İHAM, Öcalan (No.2) - Türkiye kararında, Abdullah Öcalan'ın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının, koşullu salıverilme imkanı olmaksızın infaz edilmesinin, AİHS m.3'te yasaklanan insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağını ihlal ettiğine karar vermiştir. Mahkeme bu sonuca, Vinter ve diğerleri - Birleşik Krallık kararında geliştirdiği 'umut hakkı' doktrinine dayanarak ulaşmıştır. 'Umut hakkı', indirilemez bir müebbet hapis cezasının, hükümlünün serbest bırakılma umudunu tamamen ortadan kaldırmaması gerektiğini ifade eder. Buna göre, her müebbet mahkumun, cezasının belirli bir süre (Vinter kararında 25 yıl olarak bir referans noktası belirtilmiştir) yattıktan sonra, serbest bırakılmaya uygun olup olmadığının (toplum için tehlikeliliğinin devam edip etmediği gibi kriterlerle) gözden geçirilmesi için bir mekanizma bulunmalıdır. Türkiye'deki 5275 sayılı Kanun m.107/16, belirli suçlardan mahkum olanlar için böyle bir gözden geçirme imkanı tanımadığı için 'umut hakkı'nı ihlal etmektedir. Bu kararın Türkiye açısından doğurduğu hukuki yükümlülük, söz konusu yasal düzenlemeyi değiştirerek, ağırlaştırılmış müebbet hapis mahkumlarına da belirli bir süre sonunda koşullu salıverilme imkanının gözden geçirileceği bir mekanizma getirmektir (Kaynak: kosullu-saliverilmesi-yasak-olan-ocalanin-umut-hakki.html).