Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 20.03.2017 tarihli, 2017/39 E. ve 2017/1157 K. sayılı kararında, sadece gizli tanık beyanlarına dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulması neden bozulmuştur? Bu kararın, delil değerlendirmesinde 'destekleyici delil' (corroborating evidence) kavramının önemini nasıl ortaya koyduğunu tartışınız.
Yargıtay'ın ilgili kararda mahkumiyet hükmünü bozmasının temel nedeni, hükmün **5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nun 9/8. maddesindeki emredici düzenlemeye** aykırı olmasıdır. Bu madde, hakkında kimliğin gizlenmesi veya sanığın yokluğunda dinlenme gibi koruma tedbirleri uygulanan bir tanığın beyanının **'tek başına hükme esas teşkil edemeyeceğini'** açıkça belirtir. Somut olayda, mahkeme, suça sürüklenen çocukların mahkumiyetine karar verirken, dosyada bulunan tek delil olan gizli tanık beyanına dayanmıştır. Bu durum, kanunun açık bir şekilde yasakladığı bir delil değerlendirmesi olduğu için, Yargıtay kararı bozmuştur. Bu karar, ceza muhakemesinde **'destekleyici delil'** kavramının önemini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Destekleyici delil, bir ana delilin (somut olayda gizli tanık beyanı) doğruluğunu ve güvenilirliğini teyit eden, ondan bağımsız, başka bir delildir. Gizli tanık beyanı gibi, savunma tarafından tam olarak denetlenemeyen ve bu nedenle doğası gereği 'zayıf' veya 'şüpheli' kabul edilen bir delil, mahkumiyet gibi ağır bir sonuç için tek başına yeterli görülemez. Hukuk sistemi, bu zayıflığı telafi etmek için, bu beyanı destekleyen ve doğrulayan başka, objektif delillerin varlığını arar. Bunlar; - Olayla tutarlı başka bir tanığın beyanı, - Sanığın ikrarı, - Teknik deliller (kamera kaydı, HTS analizi, parmak izi vb.), - Maddi deliller (suç aleti, belgeler vb.) olabilir. Eğer dosyada gizli tanık beyanını destekleyen ve onunla tutarlılık arz eden bu tür bağımsız deliller yoksa, sadece gizli tanık beyanına dayalı bir mahkumiyet, hem kanuna (TKK m. 9/8) hem de adil yargılanma hakkının temel prensiplerine aykırı olacaktır.