556 sayılı KHK m. 8/1-b kapsamında karıştırılma ihtimali değerlendirilirken, önceki markanın 'ayırt edici niteliğinin düşük' olmasının hukuki sonucu nedir? Bu durumda, sonraki markada yapılan eklemelerin veya değişikliklerin rolünü, Avrupa Marka ve Tasarım Ağı Ortak Bildirgesi'ndeki yaklaşımla birlikte açıklayınız.
Önceki markanın 'ayırt edici niteliğinin düşük olması', o markanın sağladığı koruma kalkanının daha 'dar' olduğu anlamına gelir. Ayırt edici niteliği düşük markalar, genellikle tanımlayıcı veya jenerik niteliğe yakın, mal veya hizmetin kendisini, kalitesini, cinsini tarif eden kelimelerden oluşan markalardır (örn: 'LEZZETLİ' markası, gıda ürünleri için). Bu tür markalar, başlangıçtan itibaren zayıf bir korumaya sahiptir. Bu durumun hukuki sonucu, karıştırılma ihtimali değerlendirmesinde, sonraki markada yapılacak **küçük farklılıkların dahi karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırmaya yetebileceği** kabul edilir. Çünkü tüketici, bu tür zayıf markaları zaten belirli bir işletmeyle güçlü bir şekilde özdeşleştirmemiştir. Sonraki markada yapılan eklemelerin veya değişikliklerin rolü bu noktada önem kazanır. Metindeki Avrupa Marka ve Tasarım Ağı Ortak Bildirgesi'ne yapılan atıfta da belirtildiği gibi, eğer markalar düşük seviyede ayırt ediciliği olan bir unsuru paylaşıyorsa, mahkemenin veya TÜRKPATENT'in odaklanacağı nokta, markaların **'örtüşmeyen bileşenlerinin'** markaların genel izlenimi üzerindeki etkisidir. Yani, ortak olan zayıf unsurdan ziyade, markaları farklılaştıran diğer kelime veya şekil unsurlarının, markaya yeterli derecede farklı bir kimlik kazandırıp kazandırmadığına bakılır. Örneğin, gıda sektöründe 'LEZZETLİ' markasına sahip birine karşı, 'LEZZETLİ SOFRAM' markası tescil edilebilir, çünkü 'SOFRAM' eki yeterli bir farklılaşma sağlayabilir. Ancak, metindeki 'MAKRO' örneğinde Yargıtay, bu kelimenin düşük ayırt edicilikte olduğu görüşüne katılmamış ve onu markanın baskın unsuru olarak kabul ederek farklı bir sonuca ulaşmıştır.