5271 sayılı CMK'nın 144. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin yürürlükten kaldırılmasının, beraat ettiği davada tutuklu kalan bir kişinin, bu tutukluluk süresini başka bir mahkumiyetinden mahsup etmiş olması durumunda, haksız tutuklama tazminatı talep etme hakkına etkisini 'hak ve nesafet' ilkesi çerçevesinde değerlendiriniz. (12. CD. 15/06/2020, 2019/1714-2020/3532)

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #138390

CMK m. 144/1-a, beraat ettiği davada tutuklu kalan bir kişinin, bu tutukluluk süresini başka bir mahkumiyetinden mahsup etmesi halinde, artık haksız tutuklama tazminatı isteyemeyeceğini düzenliyordu. Bu hüküm, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilerek yürürlükten kaldırılmıştır. Bu iptalin temel gerekçesi, mahsubun, kişinin uğradığı haksızlığı (özgürlüğünden yoksun kalma) tam olarak telafi etmediği, dolayısıyla tazminat hakkını tamamen ortadan kaldırmasının ölçüsüz olduğudur. İlgili Yargıtay kararında da belirtildiği gibi, bu hükmün kaldırılması, artık **mahsup yapmış olmanın tazminat talep etmeye engel olmadığı** anlamına gelir. Ancak Yargıtay, bu durumda tazminat miktarının belirlenmesinde **'hak ve nesafet' (hakkaniyet)** ilkesinin gözetilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Değerlendirme şöyledir: - **Tazminata Engel Değildir:** Mahsup işlemi, kişinin özgürlüğünden yoksun kaldığı gerçeğini ortadan kaldırmaz. Mahsup, sadece cezanın infazından bir indirim sağlar; ancak kişinin haksız yere tutuklu kalmasının yarattığı manevi yıpranmayı, iş ve güç kaybını telafi etmez. Bu nedenle, mahsup yapmış olsa bile kişi tazminat talep edebilir. - **Hak ve Nesafet Çerçevesinde Miktar Belirlenmesi:** Tazminat miktarı belirlenirken, hakimin, kişinin tutukluluğunun kendisine bir fayda (başka bir cezadan indirim) sağladığı gerçeğini göz ardı etmemesi gerekir. Bu nedenle Yargıtay, bu durumdaki bir kişiye, tutukluluğu hiç mahsup edilmemiş bir kişiye hükmedilecek tazminatla aynı miktarda tazminat verilmesinin, 'hak ve nesafete' ve 'eşitlik ilkesine' aykırı olacağını belirtmektedir. Sonuç olarak, hakim; a) Eğer tutukluluğun tamamı mahsup edilmişse, davacı lehine **makul ve sembolik bir miktar** maddi ve manevi tazminata hükmetmelidir. b) Eğer tutukluluğun bir kısmı mahsup edilmişse, mahsup edilmeyen kısım için normal bir hesaplama yapmalı, mahsup edilen kısım için ise yine makul ve sembolik bir miktar tazminat belirlemelidir. Bu yaklaşım, hem kişinin tazminat hakkını korumakta hem de mahsup nedeniyle elde ettiği menfaati dikkate alarak adil bir denge kurmaktadır.