Bir trafik kazası sonrası, katılanın polise haber vermek istemesi üzerine sanığın 'bizzaten polisiz' demesi, Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 2015/2478 E., 2018/2399 K. sayılı kararında neden TCK m. 262'deki kamu görevinin usulsüz üstlenilmesi suçunu oluşturmamıştır? Bu kararı, aynı dairenin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden verdiği bozma kararıyla birlikte değerlendiriniz.
Yargıtay'ın bu eylemi TCK m. 262 kapsamında görmemesinin temel nedeni, suçun maddi unsuru olan **'görevi yerine getirmeye teşebbüs'** şartının gerçekleşmemiş olmasıdır. Sanık, sadece kendisini zor bir durumdan kurtarmak ve katılanın polisi aramasını engellemek amacıyla anlık bir yalan söyleyerek 'polis' sıfatını kullanmıştır. Ancak bu sıfatı kullandıktan sonra, bir polis memurunun yapması gereken herhangi bir görevi (kaza tutanağı tutma, kimlik sorma, ifade alma, olay yerini güvenlik altına alma vb.) yapmaya kalkışmamıştır. Sadece soyut bir sıfat kullanımı söz konusudur. TCK m. 262, sıfatın üstlenilmesini değil, o sıfata ait bir görevin fiilen icrasına teşebbüs edilmesini cezalandırdığı için, Yargıtay suçun kanuni unsurlarının oluşmadığına karar vermiştir. Bu kararı, aynı olaydaki **kişiyi hürriyetinden yoksun kılma** suçuyla birlikte değerlendirdiğimizde; sanıklar, mağdureleri zorla bir işyerine sokarak onların hareket özgürlüğünü kısıtlamışlardır. Yargıtay, bu eylemin TCK m. 109'daki suçu oluşturduğunu kabul etmiştir. 'Bizzaten polisiz' sözü ise, bu hürriyeti kısıtlama eyleminin devamını sağlamaya yönelik bir aldatmaca, bir hile olarak ortaya çıkmaktadır. Yani bu söz, bağımsız bir kamu görevi icrası teşebbüsü değil, devam eden hürriyeti kısıtlama suçunun bir parçası ve devamını sağlama aracı olarak işlev görmüştür. Bu nedenle, Yargıtay iki eylemi ayrı ayrı değerlendirmiş; hürriyeti kısıtlama suçunun oluştuğuna, ancak kamu görevinin usulsüz üstlenilmesi suçunun oluşmadığına hükmetmiştir.