5237 sayılı TCK'nın 262. maddesinde düzenlenen kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi suçunun, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 40. maddesindeki 'kimliği bildirmeme' kabahatinden ayrımını, Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2016/8387 E., 2020/9664 K. sayılı kararı üzerinden analiz ediniz.
TCK m. 262'deki suç ile Kabahatler Kanunu m. 40'taki kabahatin ayrımındaki temel kriter, failin sadece bir sıfat kullanıp kullanmadığı veya bu sıfata bağlı bir kamu görevini 'yerine getirmeye teşebbüs edip etmediği'dir. - **TCK m. 262 (Kamu Görevinin Usulsüz Olarak Üstlenilmesi Suçu):** Failin, kendisine kamu görevlisi süsü verdikten sonra, o kamu görevinin gerektirdiği bir eylemi veya işlemi (arama, sorgulama, tutanak düzenleme vb.) yapmaya kalkışması gerekir. Eylemli bir görev icrası teşebbüsü şarttır. - **Kabahatler Kanunu m. 40 (Kimliği Bildirmeme Kabahati):** Bu maddenin 1. fıkrası, görevle bağlantılı olarak sorulduğunda kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmayı düzenler. Fail, bir kamu görevini icra etmeye kalkışmaz, sadece yetkili memura kendisini başka biri veya başka bir sıfatta (örn: polis, jandarma) tanıtır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin ilgili kararında, sanığın karıştığı bir trafik kazası sonrası kendisini 'polis', daha sonra milli eğitim müdürlüğünde ise 'jandarma istihbarat görevlisi' olarak tanıtması ve sahte kimlik fotokopisi sunması eylemi, TCK m. 262'deki suçu oluşturmamıştır. Çünkü sanık, bu sıfatları kullanarak herhangi bir polislik veya jandarmalık görevini (soruşturma yapma, emir verme vb.) yerine getirmeye kalkışmamıştır. Eylemi, sadece yetkili memurlara kimliği hakkında yalan beyanda bulunmaktan ibarettir. Bu nedenle Yargıtay, eylemin TCK m. 262'deki suçu değil, Kabahatler Kanunu m. 40'taki kabahati oluşturduğuna, ancak bu kabahat için de zamanaşımı süresi dolduğundan idari para cezası verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Bu karar, iki eylem arasındaki 'görevi yerine getirmeye teşebbüs' ayrımını net bir şekilde ortaya koymaktadır.