Bir markanın tescil başvurusuna yapılan itirazda, başvuru sahibinin KHK m. 8/4 uyarınca 'tanınmışlıktan haksız yarar sağlama' ve 'kötü niyetli' olduğu iddiaları, Yargıtay HGK'nın E: 2023/11-426, K: 2024/35 sayılı kararında neden kabul görmemiştir? Bu tür iddiaların ispatında aranan kriterler nelerdir?
Davacı vekili, dava dilekçesinde müvekkilinin 'Macro' ve 'Macrocenter' markalarının tanınmış marka olduğunu, davalının markasının bu tanınmışlıktan haksız yarar sağlamayı amaçladığını ve marka başvurusunun kötü niyetli olduğunu ileri sürmüştür. Ancak ne İlk Derece Mahkemesi ne de Yargıtay, bu iddiaları hükme esas almıştır. Yargıtay'ın kararı, tamamen KHK m. 8/1-b'deki 'karıştırılma ihtimali' üzerine kurulmuştur. Bu durumun muhtemel nedenleri şunlardır: - **İspat Yetersizliği:** 'Tanınmışlıktan haksız yarar sağlama' veya 'kötü niyet' iddiaları, 'karıştırılma ihtimali'ne göre daha yüksek bir ispat standardı gerektirir. Davacının, markasının sadece bilinir olduğunu değil, toplumun geniş bir kesimi tarafından tanındığını (tanınmışlık kriterleri: pazar payı, reklam harcamaları, coğrafi yaygınlık vb.), davalının bu tanınmışlıktan haksız bir fayda elde etme niyetiyle hareket ettiğini ve markanın itibarını zedelediğini somut delillerle ispatlaması gerekir. İlk Derece Mahkemesi kararında 'davalının başvurusunun kötüniyetli olduğuna ilişkin somut verilerin dosya kapsamında bulunmadığı' belirtilmiştir. Bu, ispatın yetersiz kaldığını göstermektedir. - **Uyuşmazlığın Niteliği:** Mahkeme, uyuşmazlığın daha basit ve temel bir neden olan 'karıştırılma ihtimali' (m. 8/1-b) ile çözülebileceğine kanaat getirmiş olabilir. Eğer markalar arasında karıştırılma ihtimali varsa, daha karmaşık olan tanınmışlık ve kötü niyet iddialarını ayrıca değerlendirmeye gerek duymamış olabilir. Kötü niyet, genellikle davalının davacının markasını ve faaliyet alanını bilerek, onun başarısından faydalanmak veya ona zarar vermek amacıyla tescil başvurusunda bulunduğunun kanıtlanmasını gerektiren sübjektif bir unsurdur ve ispatı zordur.