Hukuka aykırı arama sonucu elde edilen delillerin ceza yargılamasında kullanılıp kullanılamayacağı konusunda Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 25.11.2014 tarihli, 2013/9-610 E. ve 2014/512 K. sayılı kararının temel yaklaşımı nedir? Bu kararın, 'delil yasakları' ve 'hukuk devleti' ilkesi açısından önemini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #138277

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun bu kararı, hukuka aykırı delillerin yargılamada kullanılamayacağı ilkesini net ve kesin bir dille ortaya koyan, dönüm noktası niteliğinde bir karardır. Kararın temel yaklaşımı şudur: Anayasa m. 38/6, CMK m. 206/2-a, m. 217/2 ve m. 230/1-b uyarınca, hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen deliller, mahkumiyet hükmüne esas alınamaz. Kararda, kolluğun olaydan 8 gün önce alınmış bir 'önleme araması' kararına dayanarak, suç şüphesi ortaya çıktıktan sonra 'adli arama' niteliğinde bir işlem yapması açıkça hukuka aykırı bulunmuştur. Bu hukuka aykırı arama sonucu elde edilen delillerin (somut olayda kaçak eşya) ve bu delillere dayanan tutanakların, yargılamada 'yok hükmünde' sayılması gerektiği belirtilmiştir. Bu kararın önemi, 'delil yasakları' konusunda Türkiye'de sıkça yapılan 'mutlak-nispi hukuka aykırılık', 'delilin ispat gücü' gibi tartışmalara son vererek, hukuka aykırılığın niteliğine bakılmaksızın, hukuka aykırı delilin mahkumiyete esas alınamayacağı yönündeki mutlak yasağı benimsemesidir. Karar, 'hukuk devleti' ilkesinin bir gereği olarak, devletin (kolluğun) dahi hukuk kurallarıyla bağlı olduğunu, amacın (suçluyu cezalandırma) aracı (hukuka aykırı yöntem) meşru kılmayacağını vurgulamıştır. Hukuka uygun yol ve yöntemlerle maddi gerçeğe ulaşılabileceği, hukuksuzluğun hiçbir bahaneyle meşrulaştırılamayacağı belirtilerek, temel hak ve özgürlüklerin korunması ile kamu düzeninin sağlanması arasında, özgürlükler lehine güçlü bir denge kurulmuştur.