Kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi (TCK m. 262) suçunun, dolandırıcılık (TCK m. 157) suçunun hile unsuru olarak ortaya çıkması halinde içtima kuralları nasıl uygulanır? Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2012/18759 E., 2014/11875 K. sayılı kararı bu konuda ne yönde bir çözüm getirmiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #138244

Bir kişinin kendisini kamu görevlisi (polis, savcı, vergi memuru vb.) olarak tanıtarak bir başkasını aldatması ve ondan menfaat temin etmesi, hem kamu görevinin usulsüz üstlenilmesi suçunun hem de nitelikli dolandırıcılık (TCK m. 158/1-L: kişinin, kendisini kamu görevlisi olarak tanıtması suretiyle) suçunun unsurlarını barındırabilir. Bu durumda ceza hukukunun içtima kurallarından olan 'fikri içtima' (TCK m. 44) gündeme gelir. Fikri içtima kuralına göre, işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır. Ancak Yargıtay'ın yerleşik uygulaması ve metinde alıntılanan 15. Ceza Dairesi kararı, bu durumu farklı bir şekilde yorumlamaktadır. Yargıtay'a göre, sanığın kendisini polis memuru olarak tanıtması, dolandırıcılık suçunu işlemek için kullandığı 'hileli davranışın' bir parçasını oluşturmaktadır. Yani, kamu görevlisi sıfatını kullanma eylemi, dolandırıcılık suçunun içinde eriyen ve onun bir unsuru haline gelen bir araçtır. Bu durumda, kamu görevinin usulsüz üstlenilmesi suçu, bağımsız bir suç olarak varlığını korumaz; dolandırıcılık suçunun bir unsuru olarak değerlendirilir. Bu nedenle, fail hakkında ayrıca TCK m. 262'den ceza verilmez; sadece nitelikli dolandırıcılık suçundan (TCK m. 158/1-L) ceza verilir. Yargıtay'ın bu yaklaşımı, 'tüketen-tüketilen norm' ilişkisine dayanır; daha özel ve ağır olan nitelikli dolandırıcılık suçu, daha genel ve hafif olan kamu görevinin usulsüz üstlenilmesi suçunu tüketir (içine alır). Bu nedenle, anılan kararda Yargıtay, sanığın TCK m. 262'den beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesini bozma nedeni yapmıştır.