Kendisini Yargıtay Cumhuriyet Savcısı olarak tanıtan bir kişinin, emniyet müdürlüğüne giderek kardeşini darp eden kişilerin ifadelerinin alınmasını istemesi eylemi, Yargıtay tarafından neden TCK m. 262 kapsamındaki 'kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi' suçunu oluşturmamıştır? (Yargıtay 11. CD. 2012/1112 E., 2013/10139 K.)
Yargıtay'ın ilgili kararında bu eylemin TCK m. 262'deki suçu oluşturmadığı sonucuna varılmasının temel nedeni, failin yapmaya çalıştığı eylemin, üstlendiğini iddia ettiği kamu görevlisinin (Yargıtay Cumhuriyet Savcısı) yasal yetkileri dahilinde olmamasıdır. Karar gerekçesinde belirtildiği üzere, bir Yargıtay Cumhuriyet Savcısının, devam eden bir soruşturma kapsamında emniyete giderek kişilerin ifadelerini alma veya aldırma gibi bir görevi ve yetkisi bulunmamaktadır. Soruşturma işlemleri, olayın meydana geldiği yerdeki Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatıyla yürütülür. Sanık, kendisine ait olmayan bir sıfatı (Yargıtay Savcılığı) kullanmış olsa da, bu sıfatla yapmaya kalkıştığı eylem (ifade aldırmak), o sıfatın görev tanımına giren bir eylem değildir. TCK m. 262'deki suçun oluşabilmesi için, failin üstlendiği kamu göreviyle bağlantılı ve o görevin kapsamına giren bir eylemi yapmaya teşebbüs etmesi gerekir. Failin yapmaya çalıştığı şey, o kamu görevlisinin yasal olarak yapma yetkisi bulunmayan bir işlemse, suçun maddi unsuru olan 'görevi yerine getirmeye teşebbüs' gerçekleşmemiş sayılır. Bu nedenle Yargıtay, eylemin TCK m. 262'yi oluşturmadığına karar vermiştir.