TCK m. 262'de düzenlenen 'Kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi' suçu nasıl oluşur? Sadece bir kamu görevlisi (polis, savcı vb.) sıfatını kullanmak bu suçun oluşumu için yeterli midir? Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımını bir örnekle açıklayınız.
TCK m. 262'de düzenlenen bu suç, iki seçimlik hareketle oluşur: 1. Bir kamu görevini, kanun ve nizamlara aykırı olarak 'yerine getirmeye teşebbüs etmek'. 2. Terk emri kendisine bildirilmiş olduğu halde görevi sürdürmek. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, bu suçun oluşması için failin sadece kendisine bir kamu görevlisi (polis, savcı, icra memuru vb.) süsü vermesi veya bu sıfatı kullanması yeterli değildir. Suçun hareket unsuru olan 'görevi yerine getirmeye teşebbüs' şartının gerçekleşmesi zorunludur. Yani failin, üstlendiği o kamu görevinin alanına giren eylemli bir faaliyette bulunması veya bir işlem yapmaya kalkışması gerekir. **Örnek ve Yargıtay Yaklaşımı:** Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2013/8739 E., 2015/12347 K. sayılı kararında, sanığın sadece 'polis olduğunu' söylemekten ibaret eyleminde, herhangi bir kamu görevini (kimlik sorma, arama yapma, ifade alma vb.) yerine getirmeye kalkışmadığı için suçun maddi öğesinin oluşmadığı ve beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Benzer şekilde, Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 2015/2478 E., 2018/2399 K. sayılı kararında, sanığın kendisini zor durumdan kurtarmak için 'bizzaten polisiz' demesi, üstlenilen memuriyete ait bir görevin yapılmaya kalkışılmadığı gerekçesiyle TCK m. 262 kapsamındaki suçu oluşturmamıştır. Buna karşılık, Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2015/6295 E., 2017/4726 K. sayılı kararında, kendisini icra memuru olarak tanıtan sanığın, katılanla birlikte haciz işlemine gitmesi ve kapıyı çilingirle açtırması, eylemli olarak bir kamu görevini yerine getirmeye teşebbüs olarak kabul edilmiş ve suçun oluştuğuna karar verilmiştir.