Bir kişilik hakkı ihlali davasında davacı açıkça parasal tazminat talep etmişken, mahkemenin TBK m. 58 uyarınca takdir yetkisini kullanarak sadece 'saldırıyı kınayan bir karar' vermesi hukuken mümkün ve isabetli midir? Bu durumun 'taleple bağlılık ilkesi' (HMK m. 26) ile ilişkisini tartışınız.
Bu konu tartışmalıdır ancak genel eğilim, davacının talebine öncelik verilmesi yönündedir. **Hukuken Mümkün müdür?** TBK m. 58/2'nin lafzı ("Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir...") hakime bu yetkiyi vermektedir. Yani hakim, kanunen parasal tazminat talebi yerine başka bir giderim biçimine karar verebilir. Bu açıdan hukuken mümkündür. **İsabetli midir?** Genellikle isabetli bir uygulama olarak kabul edilmez. Davacı, manevi zararının en iyi şekilde parasal bir tazminatla giderileceğini düşünerek bu yönde bir talepte bulunmuştur. Hakimin, davacının bu iradesini yok sayarak ve somut, güçlü gerekçeler sunmadan talebi başka bir giderim biçimine dönüştürmesi, davacının tatmin amacına hizmet etmeyebilir. Nitekim Yargıtay HGK'nın 19.11.1997 tarihli, E. 1997/4-35 sayılı kararında da para isteğine rağmen sadece kınama kararı verilmesi isabetli bulunmamıştır. **Taleple Bağlılık İlkesi (HMK m. 26) ile İlişkisi:** HMK m. 26, hakimin tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğunu, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceğini düzenler. Manevi tazminatın türünün belirlenmesi, TBK m. 58 ile hakime tanınmış özel bir takdir yetkisi olduğu için, HMK m. 26'nın mutlak bir ihlali olarak görülmeyebilir. Ancak bu takdir yetkisinin kullanılması, taleple bağlılık ilkesinin ruhuna ve adil yargılanma hakkına aykırı düşmemelidir. Hakim, davacının açık talebine rağmen neden parasal tazminatın uygun olmadığını ve neden başka bir giderim biçiminin somut olayda daha adil ve yeterli olduğunu çok güçlü ve somut gerekçelerle açıklamak zorundadır. Aksi takdirde, taleple bağlılık ilkesini dolaylı olarak ihlal etmiş ve davacının hakkını kısıtlamış olur.