Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2012/18759 E. sayılı kararında, sanığın kendisini polis memuru olarak tanıtması eylemi neden 'dolandırıcılık' suçunun bir unsuru olarak kabul edilmiş ve 'kamu görevinin usulsüz üstlenilmesi' suçundan beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #138060

Anılan kararda Yargıtay, bu iki suç arasındaki ilişkiyi 'fikri içtima' ve 'suçların birleşmesi (bileşik suç)' kuralları çerçevesinde değerlendirmiştir. Dolandırıcılık suçu (TCK m. 157), hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlamakla oluşur. Sanığın kendisini polis memuru olarak tanıtması, mağduru aldatmaya yönelik 'hileli davranışın' bir parçasıdır. Yani, kamu görevlisi sıfatını kullanma eylemi, dolandırıcılık suçunun daha ağır ve nitelikli bir şekilde işlenmesini sağlayan bir araç haline gelmiştir. Bu durumda, 'kamu görevinin usulsüz üstlenilmesi' eylemi, dolandırıcılık suçu içinde erimiş ve onun bir unsuru haline gelmiştir. Ceza hukukundaki 'non bis in idem' (aynı fiilden iki kez yargılama olmaz) ilkesi gereğince, failin hem dolandırıcılık hem de kamu görevinin usulsüz üstlenilmesi suçundan ayrı ayrı cezalandırılması mümkün değildir. Daha ağır cezayı gerektiren ve asıl amaç olan dolandırıcılık suçundan ceza verilmeli, araç suç olan TCK m. 262'deki suçtan ise beraat kararı verilmelidir. Yargıtay bu nedenle, sanığın polis olduğunu söylemesinin dolandırıcılık suçunun hile unsuru olduğunu, unsurları oluşmayan TCK m. 262'den ise beraat etmesi gerektiğini belirtmiştir (URL: https://barandogan.av.tr/blog/mevzuat/tck-madde-262-kamu-gorevinin-usulsuz-olarak-ustlenilmesi-sucu.html).