FETÖ/PDY davalarında 'ankesörlü/sabit hatlardan aranma' delili, CMK m. 135 kapsamında bir 'iletişimin tespiti' midir, yoksa CMK m. 160 uyarınca genel soruşturma yetkisi kapsamında mıdır? Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2019/8569 E. sayılı kararının bu konudaki yaklaşımı nedir?
Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin anılan kararında bu durum ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Karara göre, soruşturma makamlarının, FETÖ/PDY mensuplarının örgütsel iletişim için ankesörlü/sabit hatları kullandıklarını tespit etmeleri üzerine, bu hatlara yönelik olarak CMK m. 135/6 uyarınca 'iletişimin tespiti' kararları alarak şüphelilere ulaşması hukuka uygun bir yöntem olarak kabul edilmiştir. Ancak kararın devamındaki mantık, bu işlemin iki aşamalı olduğunu göstermektedir: İlk aşamada, belirli hatların (ankesör vb.) kimlerle iletişim kurduğunu belirlemek için CMK m. 135'e dayalı bir karar alınması meşrudur. İkinci ve asıl aşamada ise, bu hatlardan aranan şüpheli kişilerin kendi hatlarına ait geçmişe dönük HTS (arama-aranma) kayıtlarının incelenmesi ise CMK m. 160'ın verdiği genel soruşturma yetkisi ve delil toplama görevi kapsamındadır. Yargıtay, bu yöntemi, 'ihlal edildiği iddia edilen hakka nazaran kamu güvenliğinin korunması ve suçla mücadele için sağlanan yararın üstünlüğü' gerekçesiyle hukuka uygun bulmaktadır. Dolayısıyla, süreç hem özel tedbire (m. 135) hem de genel yetkiye (m. 160) dayanmaktadır (URL: https://kadimhukuk.com.tr/makale/ceza-muhakemesi-kanunu-135-madde-cmk/).