Kamu Görevinin Usulsüz Olarak Üstlenilmesi suçu (TCK m. 262) ile sadece bir kamu görevlisi sıfatını kullanmak arasındaki fark nedir? Yargıtay kararlarına göre suçun oluşması için hangi eylemsel unsur gereklidir?
Metinde yer alan Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2016/8793 E., 2020/11772 K. sayılı ve 11. Ceza Dairesi'nin 2015/6295 E., 2017/4726 K. sayılı kararlarına göre, TCK m. 262'de düzenlenen suçun oluşması için failin sadece kendisini bir kamu görevlisi olarak tanıtması veya bir kamu görevine ilişkin sıfatı kullanması yeterli değildir. Suçun hareket ögesinin tamamlanabilmesi için 'eylemli olarak bir kamu görevinin fail tarafından yerine getirilmeye kalkışılması' zorunludur. Yani, failin üstlendiği kamu göreviyle ilgili bir faaliyette bulunması veya o görevin yetkileri arasına giren bir işlemi yapmaya teşebbüs etmesi gerekir. Örneğin, bir kişinin sadece 'Ben polisim' demesi bu suçu oluşturmazken; kendisini 'icra memuru' olarak tanıtıp, bir borçlunun evine haciz işlemi yapmaya gitmesi, kapıyı çilingirle açtırması gibi eylemler, o kamu görevini yerine getirmeye teşebbüs niteliğinde olduğu için TCK m. 262'deki suçu oluşturur. Dolayısıyla, suçun temel unsuru, sıfatın kullanılmasının ötesinde, o sıfatın gerektirdiği bir görevi fiilen icra etmeye yeltenmektir (URL: https://barandogan.av.tr/blog/mevzuat/tck-madde-262-kamu-gorevinin-usulsuz-olarak-ustlenilmesi-sucu.html).