Anayasanın 14. maddesinde yer alan 'Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı... amaçlayan faaliyetler' ifadesinin, TCK m. 302'de düzenlenen suçla olan ilişkisi ve bu iki normun yasama dokunulmazlığı istisnaları açısından birlikte nasıl yorumlanması gerektiği konusundaki hukuki problemi açıklayınız.
Hukuki problem, bu iki normun birbiriyle örtüşen ancak tam olarak aynı olmayan alanları düzenlemesinden ve Anayasa m. 83/2'nin bu iki duruma farklı usuller öngörmesinden kaynaklanır. TCK m. 302, 'Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma' suçunu cezai olarak tanımlar. Anayasa m. 14 ise, bu tür 'faaliyetleri' temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılması olarak niteler. Anayasa m. 83/2, yasama dokunulmazlığı istisnası olarak hem 'ağır cezalık suçüstü halini' hem de 'seçimden önce soruşturmasına başlanmış olmak kaydıyla Anayasa m. 14'teki durumları' sayar. Bir milletvekili, TCK m. 302 kapsamına giren bir fiili işlediğinde, bu fiil aynı zamanda Anayasa m. 14 kapsamına da girer. Bu durumda hangi istisnanın uygulanacağı sorunu doğar. Eğer fiil, 'ağır cezalık suçüstü hali' olarak yakalanmışsa, soruşturmanın seçimden önce veya sonra başlamasına bakılmaksızın dokunulmazlık kalkar. Eğer suçüstü hali yoksa, TCK m. 302 kapsamındaki bu fiil için dokunulmazlığın kalkması, ancak soruşturmanın 'seçimden önce başlamış olması' şartıyla, Anayasa m. 14 kapsamında mümkün olur. Bu durum, aynı fiile farklı usuli rejimlerin uygulanması gibi karmaşık bir hukuki durum yaratır (barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/devletin-guvenligine-karsi-suclar-tck-302.-madde.html, sen.av.tr/tr/makale/yasama-dokunulmazligi-hakkinda-bazi-sorunlar).