TCK m. 302'nin gerekçesinde, suçun oluşumu için fiillerin 'cebrî' olması gerektiğinin 'aşikâr' olduğu ve bu nedenle kanun metnine ayrıca 'cebrî fiiller' ibaresinin eklenmediği belirtilmektedir. Bu yaklaşımın 'kanunilik' ilkesi açısından doğurabileceği yorum sorunlarını ve yargı kararlarının bu boşluğu nasıl doldurduğunu tartışınız.
TCK m. 302 gerekçesindeki bu ifade, 'suçta ve cezada kanunilik' (Anayasa m.38, TCK m.2) ilkesi açısından potansiyel bir sorun teşkil eder. Kanunilik ilkesi, suçun unsurlarının kanun metninde açıkça ve belirgin bir şekilde yazılmasını gerektirir. Bir suçun temel bir unsurunun (cebir) kanun metninde değil de gerekçesinde belirtilmesi, kanunun lafzına bağlı kalması gereken uygulayıcılar için yorum zorlukları yaratabilir ve hukuki belirliliği zayıflatabilir. Ancak Yargıtay, yerleşik içtihatlarıyla bu boşluğu doldurmuştur. Yargıtay, TCK m. 302'deki suçun oluşabilmesi için, amaçlanan sonuca ulaşmaya yönelik 'cebri, şiddet içeren ve zorlayıcı' nitelikte elverişli fiillerin işlenmesini mutlak bir şart olarak aramaktadır. Yargı kararları, gerekçedeki bu iradeyi benimseyerek, sadece siyasi propaganda veya barışçıl eylemlerin bu suçu oluşturmayacağını, eylemin maddi bir cebir unsuru taşıması gerektiğini istikrarlı bir şekilde uygulamaktadır. Böylece, kanun metnindeki eksiklik yargı içtihatlarıyla tamamlanarak kanunilik ilkesinin zedelenmesi önlenmeye çalışılmaktadır (barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/devletin-guvenligine-karsi-suclar-tck-302.-madde.html).