Avukatlık Kanunu m. 165 uyarınca, davanın sulh ile sonuçlanması halinde hem müvekkilin hem de karşı tarafın avukatlık ücretinden müteselsilen sorumlu tutulmasının hukuki temelini ve bu düzenlemenin, avukatın emeğinin ve alacağının korunmasındaki rolünü tartışınız. Bu müteselsil sorumluluğun, Borçlar Kanunu'ndaki genel müteselsil sorumluluk (TBK m. 162 vd.) hükümlerinden farkı olup olmadığını, özellikle rücu ilişkisi açısından değerlendiriniz.
Avukatlık Kanunu m. 165'teki müteselsil sorumluluk, avukatın emeğini ve vekalet ücreti alacağını güvence altına almayı amaçlayan, kanundan doğan özel bir sorumluluk halidir. Hukuki temeli, avukatın bilgisi ve onayı dışında, tarafların kendi aralarında anlaşarak (sulh olarak) avukatın alacağını bertaraf etmelerini önlemektir. Bu düzenleme olmasaydı, müvekkil hasımdan aldığı parayla ortadan kaybolabilir, hasım da 'benim borcum müvekkileydi, ödedim' diyerek sorumluluktan kurtulabilirdi. Kanun, bu riski ortadan kaldırmak için, sulh anlaşmasının bir tarafı olan hasmı da, avukatın alacağı için müvekkille birlikte 'müteselsil borçlu' haline getirmiştir. Bu, avukata, alacağını dilerse müvekkilinden, dilerse hasımdan veya her ikisinden birden talep etme imkanı verir. Bu durum, Borçlar Kanunu'ndaki genel müteselsil sorumluluk hükümlerine tabidir. En önemli sonuçlarından biri de 'rücu ilişkisi'dir. Vekalet ücretinin asıl borçlusu 'müvekkil'dir. Eğer karşı taraf (hasım), müteselsil sorumluluk gereği avukata bu ücreti ödemek zorunda kalırsa, ödediği bu miktar için, asıl borçlu olan müvekkile dönerek ondan talep etme (rücu etme) hakkına sahip olur. Bu, müteselsil borçlular arasındaki iç ilişkinin doğal bir sonucudur (barandogan.av.tr/blog/mevzuat/hmk-madde-215-belgelerin-halefler-aleyhine-kullanilmasi-ve-adi-senetlerin-ucuncu-kisiler-icin-hukum-ifade-etmesi.html, Yargıtay 13. HD, 2018/1110 K. kararı temelinde).