Bir vakfın, kendi iç denetim mekanizmaları veya genel kurul kararlarıyla çözülebilecek bir yönetim sorununu, doğrudan 'kayyım tayini' talebiyle yargıya taşımasının, dernekler ve vakıflar hukukundaki 'ultima ratio' (son çare) ilkesiyle ne ölçüde bağdaştığını tartışınız. Mahkemenin, kayyım tayini talebini incelerken, öncelikle vakfın kendi iç tüzük ve organlarının sorunu çözme kapasitesini araştırması gerekip gerekmediğini analiz ediniz.
Yargının, dernek ve vakıf gibi sivil toplum kuruluşlarının iç işleyişine müdahalesi, 'ultima ratio' (son çare) ilkesine tabi olmalıdır. Bu ilke, yargısal müdahalenin, ancak başka bir çözüm yolu kalmadığında başvurulacak en son çare olması gerektiğini ifade eder. Bir vakfın yönetim kurulu veya mütevelli heyeti başkanı ile ilgili sorunlar yaşanması durumunda, öncelikli çözüm yolu vakfın kendi iç mekanizmalarıdır. Vakıf senedinde (tüzüğünde) bu tür durumlar için öngörülmüş yollar (genel kurulun toplanması, denetim kurulunun rapor hazırlaması, yöneticinin görevden alınması vb.) varsa, öncelikle bu yolların tüketilmesi gerekir. TMK m. 427'de belirtilen 'yönetiminin başka yoldan sağlanamaması' şartı da bu ilkeyi yansıtır. Dolayısıyla, mahkemenin önüne bir kayyım tayini talebi geldiğinde, hemen bu talebi kabul etmek yerine, öncelikle bir 'ön sorun' olarak, vakfın kendi iç organlarının bu sorunu çözme imkanının olup olmadığını, bu yolların denenip denenmediğini araştırması gerekir. Eğer vakfın kendi organları işlevsel ise ve sorunu çözme kapasitesine sahipse, mahkemenin müdahaleden kaçınarak talebi reddetmesi, sivil toplum kuruluşlarının özerkliğine saygının bir gereğidir. Yargı müdahalesi, ancak vakıf organlarının tamamen işlevsiz hale geldiği ve başka bir çözüm yolunun kalmadığı durumlarda meşru hale gelir (barandogan.av.tr/blog/mevzuat/hmk-madde-450-yururlukten-kaldirilan-hukumler.html, Yargıtay 18. HD, 2014/9611 K. kararındaki olaydan genel hukuk bilgisiyle çıkarımsanmıştır).