6100 sayılı HMK'nın 114/1-b maddesi ile 'yargı yolunun caiz olması'nın bir dava şartı olarak düzenlenmesinin, bu konudaki uyuşmazlıkların yargılamanın hangi aşamasında ve nasıl çözülmesi gerektiğine etkisini, HMK'nın 'ön inceleme' kurumu (m.137 vd.) çerçevesinde açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #137151

HMK'nın, 'yargı yolunun caiz olmasını' bir 'dava şartı' olarak düzenlemesi, bu konudaki uyuşmazlıkların çözüm usulünü önemli ölçüde değiştirmiştir. Dava şartları, davanın esasına girilebilmesi için varlığı veya yokluğu aranan temel koşullardır. HMK'nın getirdiği 'ön inceleme' kurumu (m.137 vd.), dava şartlarının ve ilk itirazların, tahkikata (davanın esasına) geçilmeden önce, yargılamanın en başında incelenip karara bağlanmasını amaçlar. Bu sistemde, mahkeme, tarafların dilekçeleri teatisi tamamlandıktan sonra yapacağı ön inceleme duruşmasında, öncelikle yargı yolunun caiz olup olmadığını (yani davanın adli yargıda mı yoksa idari yargıda mı görülmesi gerektiğini) re'sen veya talep üzerine değerlendirmek zorundadır. Eğer mahkeme, davanın kendi yargı kolunda görülmeyeceğine kanaat getirirse, davanın esasına hiç girmeden, 'dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine' karar verir. Bu düzenleme, yanlış yargı yolunda yıllarca süren bir yargılamanın sonunda, esasa ilişkin karar verildikten sonra bu durumun fark edilerek kararın bozulması gibi usul ekonomisine aykırı durumların önüne geçmeyi hedefler. Uyuşmazlık, en baştan doğru yargı koluna yönlendirilerek zaman ve masraf kaybı önlenir (barandogan.av.tr/blog/mevzuat/hmk-madde-450-yururlukten-kaldirilan-hukumler.html).