6100 sayılı HMK'nın yürürlüğe girmesinden sonra açılan bir davada, davalı vekilinin, vekili olduğu davalı asile yapılan tebligatı esas alarak temyiz süresini kaçırdığı iddiasına karşı, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 11. maddesi uyarınca nasıl bir savunma yapılması gerektiğini, 'vekile tebligat' zorunluluğu ve asile yapılan tebligatın hukuki sonuçları açısından Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2015/20714 K. sayılı kararı ışığında açıklayınız.
7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 11. maddesi, 'Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır.' şeklinde amir bir hüküm içermektedir. Bu kural, usul hukukunda savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılabilmesi için getirilmiş önemli bir güvencedir. Bir dava, vekil aracılığıyla takip ediliyorsa, mahkemenin tüm tebligatları (duruşma günü, ara kararlar, nihai karar vb.) asile değil, vekile yapması zorunludur. Yargıtay 8. HD'nin kararında da belirtildiği gibi, vekille takip edilen bir işte, mahkemenin sehven hem asile hem de vekile tebligat yapması durumunda, temyiz gibi kanuni sürelerin başlangıcı için 'asile yapılan tebligat' değil, 'vekile yapılan tebligat' tarihi esas alınır. Asile yapılan tebligat, hukuken geçersizdir ve sürelerin işlemesini başlatmaz. Dolayısıyla, davalı vekili, temyiz süresinin, kararın müvekkili olan asile tebliğ edildiği tarihten değil, kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren başladığını, bu nedenle temyiz talebinin süresinde olduğunu ileri sürmelidir. Yargıtay, bu durumda maddi hatayı düzelterek, vekile yapılan tebligat tarihine göre süreyi hesaplar ve temyiz isteminin süresinde olduğuna karar verir (barandogan.av.tr/blog/mevzuat/hmk-madde-132-karsi-dava-acilabilmesinin-sartlari.html).