5307 sayılı Kanun'a aykırılık teşkil eden bir eylemin, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın genel hükümlerinin uygulama alanı (TCK m. 5) açısından nasıl bir istisna oluşturduğunu, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 'genel kanun' niteliğiyle birlikte değerlendiriniz. Bir fiilin 'kabahat' olması durumunda, TCK'daki genel hükümlerin (örneğin müsadereye ilişkin) neden doğrudan uygulanamayacağını açıklayınız.
TCK m. 5, TCK'nın genel hükümlerinin, 'özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da' uygulanacağını belirterek genel kanun niteliğini ortaya koyar. Ancak, 01.06.2005'te TCK ile birlikte yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu, idari yaptırım gerektiren fiiller için TCK'dan ayrı, özel bir rejim oluşturmuştur. Kabahatler Kanunu m. 3, kendi genel hükümlerinin, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren 'bütün fiiller' hakkında uygulanacağını belirterek, 'kabahatler' alanında kendisinin genel kanun olduğunu ilan etmiştir. Bu nedenle, bir fiil kanunda 'suç' olarak değil, idari yaptırım gerektiren bir 'kabahat' olarak düzenlenmişse (5307 sayılı Kanun'a aykırılık gibi), bu fiile TCK'nın genel hükümleri değil, Kabahatler Kanunu'nun genel hükümleri uygulanır. TCK m. 5'teki 'suçlar hakkında' ifadesi, bu ayrımın temelini oluşturur. Dolayısıyla, bir kabahat eylemi nedeniyle TCK'nın müsadereye (m. 54), teşebbüse veya iştirake ilişkin genel hükümleri doğrudan uygulanamaz. Bu konularda, öncelikle o kabahati düzenleyen özel kanuna, orada hüküm yoksa Kabahatler Kanunu'nun genel hükümlerine bakılması gerekir (barandogan.av.tr/blog/mevzuat/cmk-madde-259-suc-konusu-olmayan-esyanin-musaderesi.html, Yargıtay 19. CD, 2017/5064 K. kararı temelinde).