Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 09.10.2018 tarihli kararında, yerel mahkemenin direnme kararının, 'hangi anlatımın ne gerekçeyle diğerine üstün tutulduğu açıklanmadan delillerin tartışılıp değerlendirilmemesi suretiyle CMK'nın 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine' aykırı bulunmasının nedenini, 'gerekçeli karar hakkı' ve 'delillerin serbestçe değerlendirilmesi' (CMK m. 217) ilkeleri açısından analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #137133

CMK m. 217, hakimin delilleri serbestçe, vicdani kanaatine göre değerlendireceğini belirtir. Ancak bu serbestlik, keyfilik anlamına gelmez. CMK m. 230/1-b, bu serbestliğin nasıl kullanılacağını denetlenebilir kılmak için, mahkemenin 'delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve gerekçeleriyle gösterilmesi' gerektiğini emreder. YCGK'nın ilgili kararındaki bozma gerekçesi, mahkemenin bu yükümlülüğü yerine getirmediğini ifade eder. Yani mahkeme, dosyada birbiriyle çelişen deliller (örneğin tanık beyanları, sanık savunması, bir belge) olmasına rağmen, kararını hangi delile dayanarak verdiğini, diğer çelişkili delilleri neden dikkate almadığını veya neden inandırıcı bulmadığını gerekçesinde açıklamamıştır. Sadece 'dosya kapsamına göre...' gibi soyut bir ifadeyle yetinmiştir. Bu durum, 'gerekçeli karar hakkı'nı (AİHS m. 6) ihlal eder. Çünkü taraflar ve üst mahkeme, hakimin vicdani kanaatine nasıl ulaştığını, hangi delili neden üstün tuttuğunu anlayamaz. Bu, delillerin serbestçe değil, keyfi bir şekilde değerlendirildiği izlenimi yaratır ve kararın denetimini imkansızlaştırır (sen.av.tr/tr/makale/direnme-kararlarinda-izlenecek-usul).