Sanığın, kolluk tarafından usulüne aykırı olarak yapılan bir arama sonucu ele geçen delillere rağmen, sonraki aşamalarda (savcılık veya mahkeme huzurunda) avukatı yanındayken ve hakları hatırlatıldıktan sonra, özgür iradesiyle suçu ikrar etmesi durumunda, bu ikrarın 'hukuka aykırı delilin uzantısı' (zehirli ağacın meyvesi) olarak kabul edilip edilmeyeceğini, 'ikrarın bağımsızlığı' ve 'irade serbestisi' kriterleri açısından tartışınız.
'Zehirli ağacın meyvesi' (fruit of the poisonous tree) doktrinine göre, hukuka aykırı bir delil (zehirli ağaç) vasıtasıyla elde edilen diğer deliller (meyveler) de hukuka aykırı sayılır ve kullanılamaz. Usulsüz arama sonucu elde edilen delil 'zehirli ağaç'tır. Sanığın bu delilin baskısı altında, yani 'bu delil zaten bulundu, inkar etmenin anlamı yok' düşüncesiyle yaptığı ilk ikrar, bu ağacın 'zehirli meyvesi'dir ve geçersizdir. Ancak, sanığın sonraki aşamalarda, özellikle bir müdafi yardımından yararlanırken, susma hakkı ve diğer hakları kendisine hatırlatıldıktan sonra, ilk hukuka aykırı delilin doğrudan bir sonucu olmaksızın, tamamen kendi özgür iradesiyle ve bilinçli bir kararla suçu yeniden ikrar etmesi durumunda, bu 'ikinci ikrar'ın hukuki niteliği tartışmalı hale gelir. Yargıtay, bu tür durumlarda, ikrarın ilk hukuka aykırı delilden 'bağımsız' olup olmadığına ve sanığın 'iradesinin fesada uğratılıp uğratılmadığına' bakar. Eğer ikinci ikrarın, aradan geçen zaman, müdafi yardımının varlığı ve hakların hatırlatılması gibi güvenceler altında, ilk delilin etkisinden kurtulmuş, bağımsız bir irade beyanı olduğu kanaatine varılırsa, bu ikrar hukuka uygun bir delil olarak kabul edilebilir. Ancak, bu ikrarın dahi ilk usulsüzlüğün bir devamı olduğu yönünde güçlü bir şüphe varsa, yine de hükme esas alınmamalıdır (barandogan.av.tr/blog/mevzuat/gecikmesinde-sakinca-bulunan-hal-nedir-cmk.html, metindeki Yargıtay kararlarından çıkarımsanmıştır).