4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 75/2, 403, 427 ve 431. maddeleri ile 6100 sayılı HMK'nın görev kuralları bir arada değerlendirildiğinde, bir vakfın 'mütevelli heyeti başkanı yerine kaim olmak üzere kayyım tayini' talepli bir davanın hangi mahkemede görülmesi gerektiğini, 'vesayet makamı' ve 'ahkamı şahsiye' kavramları açısından Yargıtay 18. Hukuk Dairesi'nin 2014/9611 K. sayılı kararı ışığında açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #137114

Bu dava, bir 'vesayet' işidir ve vesayet işlerine bakmakla görevli mahkeme, kanun gereği Sulh Hukuk Mahkemesidir. Medeni Kanun, bu konuda net bir görev dağılımı yapmıştır: **1) Vesayet Makamı:** TMK m. 397 uyarınca, vesayet makamı 'Sulh Hukuk Mahkemesi'dir. **2) Kayyımlık Hükümleri:** TMK m. 403, kayyımlık hakkında, aksi belirtilmedikçe vasiye ilişkin hükümlerin uygulanacağını belirtir. TMK m. 427 ise, bir tüzel kişinin (vakıf gibi) gerekli organlardan yoksun kalması halinde vesayet makamının bir 'yönetim kayyımı' atayacağını açıkça düzenlemiştir. TMK m. 431 de, vasinin atanması usulünün kayyım için de geçerli olduğunu yineler. Bu hükümler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, bir vakfa organ yokluğu veya işlevsizliği nedeniyle kayyım atanması talebi, doğrudan vesayet makamının, yani Sulh Hukuk Mahkemesi'nin görev alanına girer. Bu, bir 'ahkamı şahsiye' (kişiler hukuku) davası olmakla birlikte, kanun bu tür davalar için özel olarak Sulh Hukuk Mahkemesini görevlendirmiştir. Yargıtay 18. HD'nin kararında da bu gerekçelerle, Asliye Hukuk Mahkemesinin 'davanın ahkamı şahsiye mahkemesinde görülmemesi gerektiği' şeklindeki görevsizlik kararını hatalı bulmuş ve davanın Sulh Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiğine işaret ederek kararı bozmuştur (barandogan.av.tr/blog/mevzuat/hmk-madde-450-yururlukten-kaldirilan-hukumler.html).