Anayasa Mahkemesi'nin, yasama dokunulmazlığına ilişkin bir bireysel başvuruda, Anayasa m.14'ün belirsizliği nedeniyle hak ihlali kararı vermesinin, Anayasa m.153/1 ('Anayasa Mahkemesi kararları... yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.') hükmü karşısında ilk derece mahkemeleri ve Yargıtay için ne gibi bir yükümlülük doğurduğunu, 'kararların gerekçelerinin de bağlayıcılığı' ilkesi açısından tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #137111

Anayasa m.153/1 uyarınca, Anayasa Mahkemesi'nin kararları (hem sonuçları hem de bu sonuca götüren gerekçeleri) tüm devlet organları ve kişiler için bağlayıcıdır. AYM'nin, bir milletvekilinin tutukluluğunun, Anayasa m.14'ün belirsizliği nedeniyle seçilme hakkı (m.67) ve kişi hürriyeti hakkını (m.19) ihlal ettiğine dair verdiği bir 'hak ihlali' kararı, somut bir emirdir. Bu kararın gereği, ilk derece mahkemesi veya Yargıtay tarafından derhal yerine getirilmelidir. Bu gereklilik genellikle, ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak için 'yeniden yargılama yapılması' ve bu yargılama kapsamında 'başvurucunun tahliyesine' karar verilmesi şeklinde olur. Alt derece mahkemelerinin, AYM kararının 'gerekçesini' (yani m.14'ün belirsiz olduğu yönündeki yorumunu) hukuken hatalı bulması veya AYM'nin yetkisini aştığını düşünmesi, kararı uygulamama hakkı vermez. Mahkemeler, AYM'nin yorumuna katılmasalar bile, Anayasa m.153'ün amir hükmü gereği, ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmakla yükümlüdürler. Aksi bir tutum, Anayasa'nın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkelerini (Anayasa m.2) ve yargı kararlarına uyma zorunluluğunu (Anayasa m.138/4) ihlal eder. 'Can Atalay' kararında yaşanan kriz, tam olarak bu anayasal yükümlülüğün yerine getirilmemesinden kaynaklanmıştır (sen.av.tr/tr/makale/yasama-dokunulmazligi-hakkinda-bazi-sorunlar).