TCK m. 158/1-e kapsamında, bir sanığın sahte belgelerle kamu kurumundan haksız menfaat temin etmesi ve bu eyleminin teşebbüs aşamasında kalarak kurumun zarara uğramaması durumunda, Yargıtay'ın beraat kararı vermesi (ör. Y15CD - Karar : 2019/1434), dolandırıcılık suçunun 'zarar' unsuru ile 'teşebbüs' kurumu arasındaki ilişkiyi nasıl yansıtmaktadır? Bu yaklaşımın, suçun bir 'zarar suçu' olmasıyla ilgisini açıklayınız.
Dolandırıcılık suçu, bir 'zarar suçu'dur. Yani suçun tamamlanması için, failin hileli eylemleri sonucunda mağdurun malvarlığında bir azalma (zarar) ve failin veya başkasının malvarlığında bir artış (menfaat) meydana gelmesi gerekir. Teşebbüs (TCK m. 35) ise, failin suçun icra hareketlerine başlayıp, elinde olmayan nedenlerle neticeyi (zarar/menfaat) gerçekleştirememesidir. Yargıtay'ın atıf yapılan kararında, sanığın sahte diploma fotokopisi sunması 'icra hareketi' olarak görülse de, kurumun denetimiyle durumun anlaşılması ve sanığın herhangi bir haksız menfaat (intibak zammı, maaş artışı vb.) elde edememesi, dolayısıyla kurumun da bir zarara uğramaması nedeniyle eylem teşebbüs aşamasında kalmıştır. Ancak Yargıtay'ın bu tür olaylarda beraat kararı vermesinin altında yatan temel neden, genellikle 'hilenin aldatıcılık niteliğinin bulunmadığı' kabulüdür. Yani eylem, daha teşebbüs aşamasına bile varacak nitelikte görülmemektedir. Eğer eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilseydi, sanığın beraat değil, TCK m. 35 uyarınca cezası indirilerek teşebbüsten mahkum edilmesi gerekirdi. Yargıtay, kurumun denetim imkanı olan durumlarda hile unsurunun oluşmadığını kabul ederek, suçu daha en başından unsurları itibarıyla oluşmamış saymakta ve bu nedenle beraat kararı vermektedir. Bu, 'zarar' unsurundan çok, 'hile' unsurunun yokluğuna dayalı bir beraat gerekçesidir (barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/kamu-kurum-ve-kuruluslarinin-zararina-dolandiricilik-sucu-cezasi.html).