VUK m. 359/b'de düzenlenen vergi kaçakçılığı suçunun, 'belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar' şeklinde tanımlanmasının, belgenin 'aldatma kabiliyeti' unsuru açısından TCK'daki belgede sahtecilik suçlarından nasıl bir farklılık yarattığını, suçun koruduğu hukuki değer ve VUK m. 3/B hükmü ışığında tartışınız.
TCK'da düzenlenen klasik belgede sahtecilik suçlarında, belgenin iğfal kabiliyetine (aldatma yeteneğine) sahip olması, yani objektif olarak bir başkasını kandırabilecek nitelikte olması suçun önemli bir unsurudur. VUK m. 359/b'de ise durum farklıdır. YCGK'nın 08.11.2018 tarihli kararında da belirtildiği gibi, bu suçun birincil amacı kamu güvenini değil, devletin vergi gelirlerini korumaktır. Ayrıca VUK m. 3/B, vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetinin her türlü delille (yemin hariç) ispatlanabileceğini belirtir. Bu iki hüküm bir arada değerlendirildiğinde, VUK m. 359/b'de belgenin şekli unsurları veya aldatma kabiliyetinden çok, 'içeriğinin gerçeğe aykırı olması' ön plana çıkar. Yani, belge şeklen bazı noksanlıklar taşısa veya bir uzman tarafından kolayca sahte olduğu anlaşılabilecek nitelikte olsa bile, eğer bu belge 'gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi' düzenlenmiş ve vergi matrahını etkilemek amacıyla kullanılmışsa, suç oluşur. Kanun koyucu, belgenin şekline değil, vergi kaybına yol açan içeriğine odaklanmıştır. Bu nedenle, VUK m. 359/b'de 'aldatma kabiliyeti' unsuru, TCK'daki kadar katı bir şekilde aranmaz (or.av.tr/sahte-fatura-duzenleme-ve-kullanma-suclari-vergi-usul-kanunu-m-359/).