Yasadışı bir örgütün simgesini (sözde bayrak) veya liderinin resmini taşımanın, Yargıtay tarafından TCK m. 215'teki 'suçu ve suçluyu övme' suçunun tipik bir şekli olarak kabul edilmesinin, ifade özgürlüğü ve 'sembolik ifade' kavramları açısından doğurduğu sorunları tartışınız. Bu tür bir eylemin, 6459 sayılı Kanun değişikliği sonrası eklenen 'kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması' şartını her zaman kendiliğinden sağladığı söylenebilir mi?
Örgüt simgesi veya liderinin resmini taşımak, bir 'sembolik ifade' biçimidir ve kural olarak ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilir. Ancak bu özgürlük, AİHS m. 10/2 uyarınca sınırlanabilir. Yargıtay'ın, bu tür eylemleri doğrudan 'suçu ve suçluyu övme' suçu olarak nitelendirmesi, ifade özgürlüğüne yönelik potansiyel bir müdahaledir. Bu kabul, o örgütün ve liderinin eylemlerinin tamamının 'suç' olduğu ve bu sembolleri taşımanın da bu suçları 'övmek' anlamına geldiği varsayımına dayanır. Ancak, 2013'te TCK m. 215'e eklenen 'kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması' şartı, bu otomatik kabulü zayıflatmıştır. Artık, sembolü taşımanın tek başına suç oluşturduğu söylenemez. Mahkemenin, her somut olayda, bu sembolik ifadenin, yapıldığı yer, zaman, ortam ve muhatap kitle üzerindeki etkisi itibarıyla, kamu düzenini bozacak somut, açık ve yakın bir tehlike yaratıp yaratmadığını ayrıca değerlendirmesi gerekir. Örneğin, kalabalık ve gergin bir gösteri sırasında bu sembollerin taşınmasıyla, tek başına sakin bir ortamda taşınması arasında 'tehlike' unsuru açısından fark olacaktır. Dolayısıyla, bu eylem 'açık ve yakın tehlike' şartını kendiliğinden sağlamaz; bu şartın her olayda ayrıca ispatlanması gerekir (barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/sucu-ve-sucluyu-ovme-sucunun-cezasi.html).