Bir yerel mahkemenin, Yargıtay'ın bozma kararına karşı direnirken, CMK m. 216'daki delil tartışması prosedürünü işletmemesi, sadece Cumhuriyet savcısının mütalaasını alıp sonrasında sanığa ve müdafiine söz vermeden hüküm kurması, CMK m. 216/2'de düzenlenen 'çelişmeli yargılama' (contradictory procedure) ilkesini nasıl ihlal eder? Bu usuli eksikliğin 'savunma hakkının kısıtlanması' olarak nitelendirilmesinin temel nedenlerini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #137064

CMK m. 216, ceza yargılamasının en temel aşamalarından biri olan 'delillerin tartışılması'nı ve 'çelişmeli yargılama' ilkesini somutlaştırır. CMK m. 216/2, taraflara (savcı, katılan, sanık/müdafi) birbirlerinin iddia ve açıklamalarına cevap verme hakkı tanır. Bu, 'silahların eşitliği' ve 'çelişmeli yargılama' ilkelerinin bir gereğidir. Yerel mahkemenin, direnme kararı verirken bu prosedürü atlayıp, sadece savcının mütalaasını aldıktan sonra sanık ve müdafiine bu mütalaaya karşı beyanda bulunma hakkı tanımadan hüküm kurması, bu ilkeleri temelden ihlal eder. Sanık ve müdafi, iddia makamının esasa ilişkin son görüşüne (mütalaaya) karşı savunma yapma ve argümanlarını çürütme fırsatından mahrum bırakılmış olur. Bu durum, savunma tarafını iddia makamı karşısında dezavantajlı bir konuma sokar. Savunma hakkı, sadece ilk beyanda bulunmayı değil, aynı zamanda iddia makamının her türlü argümanına karşı son ana kadar cevap verebilmeyi de kapsar. Bu hakkın engellenmesi, Yargıtay tarafından 'savunma hakkının kısıtlanması' olarak kabul edilen ve mutlak bozma nedeni sayılan en ağır usuli hatalardan biridir (sen.av.tr/tr/makale/direnme-kararlarinda-izlenecek-usul, YCGK 24.03.2022, 2021/300 E. kararı temelinde).