6136 sayılı Kanun'a aykırı davrandığı için hakkında idari para cezası ve lisans iptali kararı verilen bir şirkete ait LPG'nin müsaderesi talebinde, görevli yargı yolunun adli yargı mı yoksa idari yargı mı olduğunu, İYUK m. 27/8 ve 5307 sayılı Kanun m. 18 hükümleri çerçevesinde Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 2017/5064 K. sayılı kanun yararına bozma kararındaki gerekçelerle analiz ediniz.
Bu konu, adli ve idari yargı arasında bir görev uyuşmazlığı örneğidir. 5307 sayılı Kanun m. 17/2, 'teknik düzenlemelere uygun olmayan LPG mahkeme kararı ile müsadere edilir' demekle birlikte, hangi mahkemenin (adli/idari) görevli olduğunu belirtmemektedir. Ancak aynı Kanun'un 18. maddesi, bu kanun kapsamındaki idari yaptırım kararlarına karşı idare mahkemesinde dava açılabileceğini düzenlemiştir. Daha da önemlisi, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun genel hükümlerinden olan ve idari yargı ile ceza yargısı arasındaki görev ilişkisini düzenleyen İYUK m. 27/8 (eski Kabahatler Kanunu m. 27/8) kritiktir. Bu madde, 'idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddiaları bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görülür' demektedir. Yargıtay'ın ilgili kararında da bu ilkeye dayanılmıştır. Olayda, şirkete idari para cezası ve lisans iptali gibi tipik idari işlemler uygulanmıştır. Müsadere talebi de bu idari yaptırımlara bağlı bir 'idari tedbir' niteliğindedir. Bu nedenle, tüm uyuşmazlığın bir bütün olarak idari yargıda görülmesi gerekir. Adli yargının (Sulh Ceza/Asliye Ceza) bu konuda karar vermesi, 'görevsizlik' nedeniyle hukuka aykırıdır ve kanun yararına bozma sebebidir (barandogan.av.tr/blog/mevzuat/cmk-madde-259-suc-konusu-olmayan-esyanin-musaderesi.html).