Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 09.10.2018 tarihli, 2017/1-238 E. sayılı kararında belirtilen 'bir karar bozulmakla tamamen ortadan kalkacağından' ilkesinin, direnme kararının gerekçelendirilmesi üzerindeki etkisini açıklayınız. Yerel mahkemenin, bozulan önceki hükmüne atıf yapmakla yetinmesinin neden CMK m. 230'a aykırı olduğunu ve 'gerekçeli karar hakkı'nı ihlal ettiğini analiz ediniz.
Yargıtay'ın bir kararı bozması, o kararın hukuki varlığını ve infaz kabiliyetini tamamen ortadan kaldırır. Bu ilke, yerel mahkemenin bozma sonrası vereceği direnme kararının şekli ve içeriği üzerinde doğrudan etkilidir. Yerel mahkeme, artık var olmayan bir karara ('önceki hükümde direnilmesine') karar veremez veya onun gerekçelerine basitçe atıf yaparak yeni bir hüküm kuramaz. Mahkeme, Anayasa m. 141 ve CMK m. 230 uyarınca, tüm unsurlarıyla (delillerin tartışılması, ulaşılan kanaat, suçun unsurları, yasal dayanaklar) yeni ve baştan bir hüküm kurmak zorundadır. Bozulan önceki hükme atıf yapmak, CMK m. 230'da aranan 'delillerin tartışılıp değerlendirilmesi', 'hükme ulaşılırken hangi anlatımın ne gerekçeyle üstün tutulduğunun açıklanması' gibi unsurları içermediği için, kararın gerekçesiz kalmasına neden olur. Bu durum, hem sanığın hem de üst mahkemenin, kararın hangi somut delil ve mantıksal çıkarımlara dayandığını anlamasını engelleyerek 'gerekçeli karar hakkı'nı (AİHS m. 6) ihlal eder (sen.av.tr/tr/makale/direnme-kararlarinda-izlenecek-usul).