TCK m. 160'daki suçun oluşumu için, failin ele geçirdiği eşyanın 'yitirilmiş mallardan olduğu inancını taşıması' gerektiği yönündeki Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun (10.06.1997 tarihli) içtihadını, suçun manevi unsuru (kast) açısından yorumlayınız. Sahibinin bilindiği veya basit bir araştırma ile bilinebilecek bir malın 'kaybolmuş mal' sayılamamasının temel gerekçesi nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #137009

TCK m. 160'taki suçun manevi unsuru, failin, bulduğu veya hata sonucu eline geçen eşyanın sahibinin zilyetliğinden rızası dışında çıktığını (kaybolduğunu) bilmesi ve buna rağmen iade etmek yerine kendine mal edinme (malik gibi tasarrufta bulunma) kastıyla hareket etmesidir. YCGK'nın atıf yapılan içtihadında vurgulanan 'yitirilmiş mal olduğu inancını taşıması' gerekliliği, bu kastın bir parçasıdır. Eğer fail, eşyanın kime ait olduğunu biliyorsa veya kimin olduğunu basit bir araştırma ile (örneğin içinde kimlik olan bir cüzdan, bir işyerinde unutulan telefon) kolayca tespit edebilecek durumdaysa, o eşya hukuken 'yitirilmiş/kaybolmuş' mal sayılmaz; hâlâ sahibinin zilyetlik ve egemenlik alanıyla bağlantılı kabul edilir. Bu durumda, failin eşyayı alması TCK m. 160'ı değil, şartları varsa hırsızlık (TCK m. 141) suçunu oluşturur. Dolayısıyla, sahibinin bilindiği veya kolayca bilinebilecek bir malın 'kaybolmuş mal' sayılmamasının temel gerekçesi, mal üzerindeki zilyetlik bağının henüz tamamen kopmamış olması ve bu durumun failin kastını 'sahiplenme'den 'çalma'ya dönüştürmesidir (barandogan.av.tr/blog/mevzuat/tck-madde-160-kaybolmus-veya-hata-sonucu-ele-gecmis-esya-uzerinde-tasarruf-sucu.html).