2577 sayılı İYUK m. 52/4'te yer alan 'Kararın bozulması, kararın yürütülmesini kendiliğinden durdurur' hükmünün, idarenin bozma kararı sonrası tesis edeceği işlemler üzerindeki etkisini, Danıştay 5. Dairesi'nin 2011/2757 K. sayılı kararı ışığında analiz ediniz. İdarenin, davanın reddi yolundaki bir mahkeme kararının Danıştay tarafından bozulması üzerine, bu bozma kararına dayanarak doğrudan yeni bir işlem (örneğin atamayı iptal etme) tesis etmesinin hukuka uygun olup olmadığını tartışınız.
İYUK m. 52/4'teki hüküm, temyiz incelemesi sonucu bozulan bir mahkeme kararının artık icra kabiliyetini yitirdiği anlamına gelir. Ancak bu, Danıştay'ın verdiği bozma kararının, idare tarafından doğrudan uygulanacak bir 'iptal' veya 'davanın reddi' kararı niteliğinde olduğu anlamına gelmez. Bozma kararı, dosyayı yeniden karar vermek üzere ilk derece mahkemesine geri gönderir. İdare, bu aşamada ilk derece mahkemesinin bozma sonrası vereceği yeni nihai kararı beklemek zorundadır. Danıştay 5. Dairesi'nin ilgili kararında da vurgulandığı gibi, idarenin, sadece 'bozma kararına' dayanarak, sanki dava konusu işlem iptal edilmiş gibi yeni bir işlem tesis etmesi (örneğin, davanın reddi kararının bozulması üzerine, daha önce yaptığı atamayı iptal etmesi) hukuka aykırıdır. Çünkü ortada henüz idareye bir eylem veya işlem yapma yükümlülüğü getiren kesinleşmiş bir mahkeme kararı yoktur. İdarenin yükümlülüğü, bozma sonrası ilk derece mahkemesinin vereceği ve İYUK m. 28 uyarınca uygulanması gereken yeni karara göre hareket etmektir (barandogan.av.tr/blog/mevzuat/iyuk-madde-52-temyiz-veya-istinaf-istemlerinde-yurutmenin-durdurulmasi.html).