TCK m. 160'da düzenlenen 'Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf' suçunun, hırsızlık (TCK m. 141) suçundan ayırt edici unsurlarını, özellikle malikin 'zilyetliği' ve failin 'kastı' açısından karşılaştırınız. Katılanın lokantada unuttuğu cep telefonunu alan sanığın eyleminin, Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 2015/13776 K. sayılı kararında neden hırsızlık olarak nitelendirildiğini, 'unutma' ile 'kaybetme' arasındaki hukuki farkı da dikkate alarak analiz ediniz.
Hırsızlık (TCK m. 141) suçunda fail, başkasının zilyedliğindeki taşınır bir malı, zilyedinin rızası olmadan faydalanmak amacıyla bulunduğu yerden alır. Burada mal, hala malikin zilyetlik ve hakimiyet alanı içindedir. TCK m. 160'daki suçta ise eşya, kaybedilmiş olması veya bir hata sonucu, malikinin zilyetlik ve tasarruf alanından zaten çıkmıştır. Fail, bu zilyetlikten çıkmış eşyayı bulur veya hata sonucu ele geçirir ve iade etmek yerine malik gibi tasarrufta bulunur. Ayırt edici temel unsur, suç konusu eşyanın fiil anında kimin zilyetliğinde olduğudur. Yargıtay'ın atıf yapılan kararında, lokantada masada unutulan telefon, henüz 'kaybedilmiş' mal statüsünde değildir. Çok kısa bir süre için malikin fiili hakimiyetinden çıksa da, hala onun egemenlik ve denetim alanı (mekan olarak lokanta) içinde sayılır. Bu durumda telefonu alan sanığın eylemi, malı zilyedinden almak olduğu için hırsızlık suçunu oluşturur. Eğer telefon sokakta, sahibinin kim olduğu ve nerede olduğu bilinmeyecek şekilde bulunsaydı, TCK m. 160 gündeme gelebilirdi. Sanığın kastı da önemlidir; hırsızlıkta 'zilyedinden çalma' kastı varken, TCK 160'da 'bulunan malı sahiplenme' kastı vardır (barandogan.av.tr/blog/mevzuat/tck-madde-160-kaybolmus-veya-hata-sonucu-ele-gecmis-esya-uzerinde-tasarruf-sucu.html).