Yargıtay bozma kararı üzerine yerel mahkemenin 'direnme kararı' vermesi durumunda izlenmesi gereken usulü, CMK m.307 ve CMK m.216 arasındaki ilişkiyi de dikkate alarak açıklayınız. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 24.03.2022 tarihli kararı ışığında, sadece bozmaya karşı diyeceklerin sorulmasının yeterli olup olmadığını ve delil tartışması yapılmamasının savunma hakkı üzerindeki etkisini analiz ediniz.
Yargıtay'dan verilen bir bozma kararı üzerine dosyayı yeniden ele alan yerel mahkeme, CMK m.307/1 uyarınca öncelikle ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar. Ancak, eğer mahkeme bozmaya uymayıp kendi kararında direnmeyi düşünüyorsa, bu da nihayetinde esasa ilişkin yeni bir hüküm kurmak anlamına gelir. Bu nedenle, sadece CMK m.307'nin uygulanması yeterli değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 24.03.2022 tarihli, 2021/300 E., 2022/201 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere, mahkeme yeniden hüküm kuracağı için CMK m.216'da düzenlenen 'delillerin tartışılması' aşamasını işletmek zorundadır. Buna göre, tarafların bozmaya ilişkin beyanları alındıktan sonra, sırasıyla katılana, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine esas hakkında söz hakkı verilmeli, iddia ve savunmaların birbirine cevap verme hakkı tanınmalı ve son söz sanığa bırakılarak hüküm kurulmalıdır. Sadece CMK m.307 gereği diyecekleri sorup, delil tartışması aşamasını (CMK m.216) atlayarak doğrudan direnme kararı vermek, CMK'nın emredici hükümlerine aykırıdır ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuran mutlak bir bozma nedenidir (sen.av.tr/tr/makale/direnme-kararlarinda-izlenecek-usul).