Bir sanık, ATM'den para çeken kişinin kendisi olmadığını, olay günü başka bir yerde çalıştığını baz istasyonu verileriyle ispatlayabileceğini savunmuştur. Mahkeme, bu yöndeki delil toplama talebini reddetmiş ve sanığın banka kartını kaybettiği yönündeki savunmasını 'hayatın olağan akışına aykırı' bularak mahkumiyet kararı vermiştir. Bu karar, 'masumiyet karinesi' ve 'delillerin doğrudan doğruyalığı' ilkeleri açısından nasıl bir ihlal oluşturur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #132464

Bu karar, her iki ilkeyi de ciddi şekilde ihlal eder. 1) Masumiyet Karinesi (Anayasa m.38/4, AİHS m.6/2): Bu ilkeye göre, bir kişinin suçu kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla sabit oluncaya kadar masum sayılır ve suçluluğu ispat etme yükü iddia makamına aittir (ispat yükü). Sanığın masumiyetini ispatlama zorunluluğu yoktur. Mahkemenin, sanığın masumiyetini ispatlayabilecek potansiyel bir delili (baz istasyonu verileri) toplamayı reddetmesi ve ispat külfetini fiilen sanığa yükleyerek, onun savunmasını 'hayatın olağan akışına aykırı' gibi sübjektif bir gerekçeyle çürütmesi, masumiyet karinesini tersine çevirmektir. 2) Delillerin Doğrudan Doğruyalığı: Bu ilke, hakimin, kararını dayandıracağı delillerle doğrudan temas kurmasını, onları bizzat inceleyip değerlendirmesini gerektirir. Mahkeme, baz istasyonu verileri gibi somut ve bilimsel bir delili getirtip incelemek yerine, varsayımlara ve kendi sübjektif 'hayatın olağan akışı' algısına dayanarak karar vermiştir. Bu, delillerle doğrudan temas kurmaktan kaçınmak ve yargılamayı varsayımlar üzerine kurmak anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi'nin 2021/2754 başvuru numaralı kararında da bu tür bir yaklaşım, adil yargılanma hakkının ihlali olarak görülmüştür. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/silahlarin-esitligi-ve-celismeli-yargılama-ilkelerinin-ihlali)