HMK m.315/2, 'irade bozukluğu ya da aşırı yararlanma hallerinde sulhun iptali istenebilir' demektedir. Mahkeme huzurunda yapılan ve HMK m.315/1 uyarınca kesin hüküm gibi sonuç doğuran bir sulh sözleşmesinin iptali için 'yargılamanın iadesi' yoluna mı gidilmelidir, yoksa ayrı bir 'iptal davası' mı açılmalıdır? Bu usuli tercihin gerekçesi nedir?
Bu durumda ayrı bir 'iptal davası' açılmalıdır, 'yargılamanın iadesi' yoluna gidilemez. Bunun temel gerekçesi, HMK m.315/1'in lafzında yatmaktadır. Madde, sulhun davayı sona erdirdiğini ve kesin hüküm 'gibi' hukuki sonuç doğurduğunu belirtir, ancak ortada mahkeme tarafından verilmiş bir 'hüküm' yoktur. Mahkeme, tarafların sulh olması üzerine ya sulhe göre karar verir ya da 'karar verilmesine yer olmadığına' karar verir. Yargılamanın iadesi (HMK m.374 vd.), maddi anlamda kesinleşmiş 'hükümlere' karşı başvurulabilen olağanüstü bir kanun yoludur. Sulh ise, tarafların bir usul sözleşmesidir. Ortada esasa ilişkin bir mahkeme hükmü bulunmadığı için, bu hükme karşı yargılamanın iadesi talep edilemez. Bunun yerine, sulh sözleşmesinin kendisi, maddi hukuka (Borçlar Hukuku) dayanan bir irade sakatlığı (hata, hile, ikrah) veya aşırı yararlanma (gabin) iddiasıyla, genel mahkemelerde açılacak yeni bir 'iptal davası' ile ortadan kaldırılabilir. HMK m.315'in gerekçesi de bu usulü açıkça belirtmektedir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/hmk-madde-315-sulhun-etkisi.html)