Anayasa Mahkemesi'nin 2021/2754 başvuru numaralı kararında eleştirilen, ilk derece mahkemesinin sanık savunmasını 'hayatın olağan akışına aykırı' ve 'suçtan kurtulmaya yönelik' olarak nitelendirmesi, ceza yargılamasında 'delillerin serbestçe değerlendirilmesi' (CMK m.217) ilkesinin keyfi bir şekilde uygulanması anlamına gelir mi? Bu ilkenin sınırları nelerdir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #132426

Evet, bu tür bir nitelendirme, 'delillerin serbestçe değerlendirilmesi' ilkesinin keyfi bir şekilde uygulanması anlamına gelebilir. CMK m.217'deki bu ilke, hakimin delilleri vicdani kanaatine göre serbestçe takdir edeceği anlamına gelir, ancak bu serbesti sınırsız ve keyfi değildir. Bu ilkenin sınırları şunlardır: 1) Hukuka Uygunluk: Hakim, sadece hukuka uygun olarak elde edilmiş delilleri değerlendirebilir. 2) Mantık ve Deneyim Kuralları: Hakimin vicdani kanaati, dosyadaki somut delillere, mantık kurallarına ve genel hayat tecrübelerine uygun olmalıdır. Akla ve mantığa aykırı bir değerlendirme yapılamaz. 3) Gerekçe Gösterme Zorunluluğu: Hakim, hangi delili neden kabul ettiğini, hangi delili neden reddettiğini, ulaştığı sonucu hangi somut delillere dayandırdığını kararında açıkça ve denetime elverişli bir şekilde gerekçelendirmek zorundadır (Anayasa m.141, CMK m.230). Sanığın savunmasını, somut karşı delillerle çürütmeden, sadece 'hayatın olağan akışına aykırı' veya 'suçtan kurtulmaya yönelik klişe bir savunma' gibi soyut, sübjektif ve genelleyici ifadelerle reddetmek, gerekçe gösterme zorunluluğunun ve delillerin serbestçe değerlendirilmesi ilkesinin doğru uygulanmadığını gösterir. Bu, aynı zamanda 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesinin de ihlalidir, çünkü sanığın savunmasının aksini ispatlayamayan iddia makamının şüphesi, sanık lehine yorumlanmalıdır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/silahlarin-esitligi-ve-celismeli-yargılama-ilkelerinin-ihlali)